İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Sinema 4 dk okuma

Fransa’nın BOND Kızı İhracatında Son Halka LEA SEYDOUX’nun 6 Süper Filmi!

Yiğitcan Erdoğan
Fransa'nın BOND Kızı İhracatında Son Halka LEA SEYDOUX'nun 6 Süper Filmi!

Bizim bu listelerimiz, hep aynı mantık çerçevesinden ilerliyor: Bu akşam izleyecek film arayan güzide okurlarımıza “bak neler var” diyebilmek. Genelde de bir tema üzerinden ilerliyoruz ya hani? İşte bugünkü temamız, kendiliğinden belli. Muhtemelen biliyorsunuzdur, üzerimize doğru son hızda bir Spectre yaklaşmakta. Sam Mendes’in muhteşem Skyfall’dan sonra dümene geri dönüşünü temsil eden film, 6 Kasım’da vizyona girmiş olacak. İçinde de Fransa’nın Bond kızı ihracatında bir numara olduğunun son ispatı, Lea Seydoux var. Biz de ona ithafen, genç aktrisin kariyerinden 6 seçmece film sunuyoruz size. Seçin, beğenin, izleyin!

 

La belle personne

La Belle Personne

1985 doğumlu ve baya sinema konusunda oturaklı bir ailenin kızı olan Seydoux’nun kariyeri, aslında Sylvie Ayme’nin 2006 tarihli flimi Mes copines ile başlıyor aslında; ama gerçek anlamda onun kaale alınmasını sağlayan iş, 2008 tarihli La belle personne. Christophe Honore’nin yönettiği filmde başrolü Louis Garrel ve Gregoire Leprince-Ringuet ile paylaşan Seydoux, Junie karakteriyle hem başarılı bir “dertli genç” portresi çiziyor, hem de dikkatleri üzerine çekip, bir de aradan Cesar adaylığı kapıyordu. Söylemek gerek, Seydoux aynı rolle 2009 Chopard Ödülü’nü de evine götürdü…

 

Inglorious Basterds

Inglorious Basterds

Inglourious Basterds, yönetmeni Quentin Tarantino’nun külliyatında çok da özel bir yer kaplamıyor. Şu dakikaya kadar yedi film yönetip, ortaya yedi klasik çıkartmış adam için Inglorious Basterds “haa o çektiğim Nazi filmi” kıvamında bir yerde. Ama maşallah, Tarantino’nun o filmde rol vereek hayatını değiştirdiği aktör sayısı o kadar çok ki, büyük bir bölümü için bu 2. Dünya Savaşı destanı unutulmazdır eminiz. Lea Seydoux da onlardan biri. Elbette bir Melanie Laurent ya da Diane Kruger kadar önemli bir rolü yoktu Seydoux’nun, ama neticesinde Tarantino ona yine de çok kilit bir hediye verdi. Hollywood’a açılan bir kapının anahtarı.

 

Midnight in Paris

Midnight in Paris

İşte o kapı, Seydoux’yu pek çok farklı projenin eşiğine getirip götürdü. Bunlardan biri de, rolü sonradan Rooney Mara’ya kaptıracağı The Girl with the Dragon Tattoo’ydu örneğin. O iş olmadı, ama kader Seydoux’ya bir kapıyı kapattığı gibi, ötekisini açmayı da bildi. Seydoux “efsane Amerikalı yönetmenlerin filmlerinde küçük roller” serisine, Midnight in Paris ile devam etti. Seydoux’nun Gabrielle rolü ufaktı, çok da fazla ekran süresine sahip değildi. Ama yine de, unutulmazdı ve bu da Seydoux’nun şanını arttırmasına sebep oldu.

Mission Impossible: Ghost Protocol

Mission Impossible

Fransa, Avrupa ülkeleri arasından –elbette Britanya’yı çıkartırsak- Hollywood’a en çok yıldız ihraç eden ülke muhtemelen. Ve Fransız oyuncular, ekseriyetle Hollywood’a geçerken aynı süreci izliyorlar. Bir yerli yapımı filmle parlıyorlar, ondan sonra erkeklerse bir “kötü adam” rolüyle, kadınlarsa da “femme fatale” rolüyle bir büyük bütçe filme uğruyorlar. Seydoux bu adımı da, biraz tersten de olsa, Mission Impossible: Ghost Protocol filmindeki Sabine karakteriyle es geçmedi. Öyle aman aman bir performans değildi, zaten belli ki Seydoux’yu da ihya etmedi, zira kendisi bundan sonra Fransız filmlerine minik bir dönüş yaptı.

 

La vie d’Adele

Blue is the Warmest Color

Yalnız kaderde büyük çaplı bir şöhret varsa, kaçamazsınız. Yok öyle bir şey yani. Seydoux da her ne kadar Mission Impossible sonrasında üst üste Le Roman de ma femme, Les adieux a la reine, L’Enfant d’en haut gibi filmlerle ülkesinde boy gösterse de, uluslararası ün ve başarı kapıdaydı. Seydoux, 2012 yılında La vie d’Adele, ya da Mavi En Sıcak Renktir filmiyle boy gösterdi. Film bir anda, dev ses getirdi uluslararası sinema dünyasında. Bunda elbette Abdellatif Kechiche’in sette uyguladığı söylenen ağır davranışlar ve seks sahnelerinin yoğunluğu da vardı; ama hepsinin ötesinde, iyi bir filmdi La vie d’Adele. Ve bunun mükafatı, 2013 senesinin Palme d’Or‘uyla geldi. Yalnız, Palme d’Or jürisi, bir istisna yaparak, ödülü sadece yönetmene değil, filmin iki başrolüne de verme kararı aldı ve Seydoux bir oyuncu için çok nadir bir onura erişti.

 

The Grand Budapest Hotel

Grand Budapest Hotel

Bir oyuncu için özgeçmişe yazılabilecek en önemli şey, birlikte çalışılan yönetmenlerdir. Ve gerçekten kaliteli oyuncuların mazisine bakın, –hanedan filmleri hariç– çok büyük ölçüde kariyerlerinin iyi yönetmen filmleriyle dolu olduğunu göreceksiniz. Gerçekten kaliteli oyuncular, kaliteli yönetmenlere çekilirler ve kaliteli yönetmenler de sadece gerçekten kaliteli oyuncuları tercih eder. Lea Seydoux’nun durumu için de bu geçerli. Daha genç yaşında Tarantino, Kechiche, Allen gibi isimlerin yanına, bir de Wes Anderson’ı ekleyeverdi Grand Budapest Hotel ile. Şimdi de oraya bir kenara Sam Mendes’i yazacak. Şahsen biz merakla bekliyoruz. O hâlde size soralım, sizin bu akşamki Lea Seydoux tercihiniz ne olacak?

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.