THIN ICE

doctor-who-thin-ice-photo017-1493144532588

Thin Ice bizleri Doctor Who’da izlemeyi çok sevdiğimiz o eski Britanya’ya götürüyor. Enteresandır ki dizinin sınırları galaksileri aşmış, paralel evrenlere dayanmışken Doctor Who’un ana vatanında geçen bölümler hep bir sıcak hep bir puan önde başlıyor. Bilmiyorum, belki de bütün zaman ve mekanı İngiliz (İskoç desek daha mı iyi olur?) aksanıyla gezen bir adamın sesini dilin esas topraklarında duyduğumuzda bir çeşit eve dönmüş de anahtarları hep o attığımız yere fırlatmışız hissi yaratıyor olabilir. Her neyse, bu İngiltere görme sevgisi yanlışlıkla “Çok yaşa kraliçe!” naralarına dönüşmeden faslı kapatayım da hemen asimile oldu demesinler.

Bölümün asıl olayına, fantastik bir balinanın enerji üretimi için alıkonulmasına ve Doctor’un yoldaşının çabaları sonucu bu garibanı salmasına gelecek olursak… Bütün Doctor Who takipçilerinin aklından geçen o gerçeği bir aradan çıkaralım: Bu bölüm, beşinci sezon ikinci bölümün yani The Beast Below’u aynısının tıpkısının uzaysızı olmuş. Tillahı gelse aksine ikna edemez. Amma ve lakin, bu canımı az biraz sıksa da öyle sövdürecek sıkıntılara sürüklemedi beni. Hatta bu gerçeği kabul ettikten sonra bölümden oldukça keyif aldım. Bir de unutmadan; oksijen kablosu hiç düşünülmeden çekilen suya dalış çıkış sahnelerinin saat takan Kara Murat sahneleri tadı vermesi sanırım Türkiye’deki seyircilere yapılan bir kıyak olarak tasarlanmış(!)

DoctorWho-Ep3_21
Bir süredir Doctor’u daha acımasız görüyoruz. Zaten bu 12’nin gelişiyle beraber beklenen bir durumdu. Kısa zamanda çok kayıplar verildi, çok felaket yaşandı. Bunların belli noktaya kadar umarsızlığa dönüşmesi işten bile değildi. Capaldi döneminde Moffat’ın başarılı kotardığı nadir noktalardan biri de buydu: Doctor’u artık neşeli naralar atan, heyecanlanıp eli ayağı birbirine dolaşan bir kalıptan çıkarıp tam anlamıyla, emekliye ayrılmayı bir türlü kabullenemeyen huysuz memura çevirmekti. Bu özelliğin ibarelerini hem Smile hem de Thin Ice bölümlerinde açıkça görüyoruz, Doctor başka seçenek kalmadığı noktada can almaktan çekinmiyor.

Thin Ice’ın gölde duran balinadan sonra sahip olduğu ikinci hayvan da odada duran bu büyük fildi işte. Bill, zaman ve mekan tanımayan mavi kutulu bunağın adam öldürüyor olmasını kabullenmek istemedi. Bunun sebebi ise bariz şekilde karakterin evrimine tanık olmayışıydı ancak işkencenin, çocuk cinayetinin, ırkçılığın, alıkoymanın yani aslında ağır cezanın göbeğini oluşturan tüm bu suçların olabildiğince soft biçimde bölüm içinde yaşanması ile Bill, hayatın “süper kahraman filmleri” gibi olmadığını kavrayabildi. Bill’in aklını başına getiren asıl şeyse Doctor’un son kararı Bill’e bırakışı oldu. Bu etik test aslında her yoldaşa Doctor tarafından zamanla, kademeli olarak uygulanan bir şey. Hatta bu kademelerin sonunda yoldaşların Doctor’u frenleyip kulağını çektiği o meşhur anlar duruyor. Fakat bu sefer Bill’in masumiyeti, onun bu testle erken karşılaşmasına sebep oldu, sonuçta ise yaşadıklarının ve yaşayacaklarının bir “çocuk dizisi macerası” olmadığını fark etti.

Bill daha olgun bir bakış kazanıp Doctor’u şiddetle suçlamayı bıraksa da ben bu öfke ve şiddet meselesinin Thin Ice ile bittiğini sanmıyorum. Bence Bill, sezon içinde Doctor’un kalbini yumuşatmak için mücadele verecek; haliyle bu mücadele bir noktada kendini tehlikeye sokacak bir vaziyet alacak ve işte o zaman Doctor öfkesinin veya umursamazlığının sınırını aşmak üzere olduğunu fark edecek. 13. Doctor’umuz da bu farkındalık ile aramıza katılacak ve hiddetli Doctor safhasını bir kez daha geride bırakmış olacağız. Benim sezondan beklediğim karakter gelişimi bu ama tabii Moffat Bill’i sebepsiz yere evrenin en önemli kızı falan yapma potansiyeli ne yazık ki her zaman var.

2eg2y0p80e51000
Şimdi Doctor’un ırkçı baronu pataklamasına falan bir methiye paragrafı bekliyor olabilirsiniz ama bu oldukça olağan bir hareket olduğundan ben çok daha önemli bir şeye odaklanmak istiyorum: 4 vuruş. Kutudan gelen o 4 vuruş. Anılarımızı canlandıran tam 4 vuruş. Doctor ve Nardole’un ürkerek sakladığı, sakındığı kutunun içinde ne olduğunu merak ediyorduk ve üçüncü bölümün sonunda duyulan dört vuruş ile içeridekinin The Master olduğu ihtimali en popüler teori oldu. Hatırlarsanız Master iki kalbin atışını temsil eden dört vuruşluk ritmi bir çeşit bilinçaltı kontrolü için kullanmış ve varlığını da bize o dört vuruşla sezdirmişti. Haliyle herkes o kutudan Master’ın çıkmasını bekler oldu.

Bu elbette güçlü bir teori ama tek değil.

Ben, içeridekinin Master’ın peşinde veyahut tüm Zaman Lordlarının peşinde olan bir varlık olduğuna da biraz olsun para yatırabilirim. Çünkü içeriden Master’ın çıkması durumunda Missy’ye ne olduğunun, John Simm jenerasyonunun nasıl döndüğünün apar topar açıklanması gerekecek ve herhangi bir açıklamanın Master’ı müebbet hapsine almayı makul kılacağını düşünmüyorum. Aslında Master ve Missy hakkında söylemek istediğim daha çok şey var ama destekli sallamak adına sanırım bir bölüm daha bekleyeceğim. Haftaya Knock Knock bölümünde görüşmek üzere.

Knock knock, knock knock!

1 2
Author

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.