Yükle Gelsin!

Niye bilmiyoruz ama yaratıcı ortaklıkları seviyoruz. İki insanın bir araya gelip, ortaya muhteşem bir iş çıkarması, bu insanların bu ilişkilerini yıllarca sürdürmeleri hoşumuza gidiyor. Belki de sürekliliği sevmekten de ileri gelen bir keyif var o ortaklıkta. Yönetmen-oyuncu ilişkileri, yazar ikilileri, ne isterseniz. Ama bunların arasında apayrı tuttuğumuz bir…

Oyun endüstrisi olarak karakterlerimizi ırk, dil ve din olarak şekillendirmeyi öğrendik. Arap, Fransız, Japon, Meksikalı, Rus ana karakterlerimiz var. Bunların hepsine Amerikan aksanı koyma safhamızı da atlattık. Yalnız yıkamadığımız tek bir tabu var: Oyunlarımız hâlâ ağırlıklı olarak Amerikan veya Japon firmalardan çıkıyor. Ya da en azından öyle gözüküyor.…

Gençliğimizde illa ki izleyip, asla izlemediğimiz iddia ettiğimiz The O.C.’nin “asabi, asi ama aslında iyi kalpli” jönü Benjamin McKenzie öldü mü, kaldı mı merak ediyorsanız kendisi (aslında çok kişinin beğendiği, benim de “ulan çok kişi beğeniyor bir baksak mı” diye merak ettiğim) Southland’de bir süredir sessiz sedasız işini…

1. Dünya Savaşı, kendisinden sonra gelen kardeşine kıyasla çok daha az anılan; filmi, dizisi daha az çekilen, oyunu daha az yapılan, kitabı daha az yazılan bir savaştır. Tam nedeninin ne olduğunu çözmek mümkün değil, ama insanlığın gördüğü en kahramansız, kanlı ve anlamsız savaşı olmasının kuşkusuz bir payı vardır.…

Böyle acayip işler bir yandan geek kültürünü onore edip, bir yandan da eşsiz fikirlerle karşımıza çıkınca resmen ihya oluyor zihnimizin dev bir bölümü. Hele bir de bu eşsiz fikirlere hak ettikleri değeri verdiklerini gördüğümüzde ayağa kalkıp değeri vereni de, değer verileni de alkışlayası geliyor insanın. Star Trek mevzusunu…

Sene 2277, mevsim yanlış hatırlamıyorsam kış. Gerçi çok da önemi yok, zira her taraf aşağı yukarı doksan sene evvel çöle dönmüş, atılan bombalardan iklim dengeleri altüst olmuş. Biz kendimizi bir ömür geçirdiğimiz Vault’un dışında bulalı ise daha on dakika ancak geçmiş. Elde eski püskü bir boru, üzerimizde…

Bu yazı silsilesi, Balıkesir’deki bir tip mekânda (internet kafeler) oynanmakta olan oyunlara sınırlayıcı düzenlemeler getirilmesi üzerine başladı. Biraz düşündükçe, asıl meselenin oyunlardan çok oyun mekânları olduğuna ikna oldu: iktidarın derdi oyunun kendisi değil, oyun oynamak üzere yan yana gelen gençlerin çoğulluğuydu, bunu ne kadar kesintiye uğratabilse o kadar…

Maşallahı var, her süper kahraman filmi öncesinde en az yirmi milyon oyuncu seçimi dedikodusuyla vizyona giriyor. Dün size en son Fantastic Four dedikodularına göre Fox’un Doctor Doom’u kadın yapma olasılığını ciddi ciddi düşündüğünü aktarmıştık. Fakat o haberde Fantastic Four’un asıl kadını, Sue Storm hakkında bir mevzu yoktu. Hollywood…

Steven Moffat’ın kalbimizle oynadığı oyunların son bölümündeyiz. Moffat reyiz bir yandan yeni doktoruna kavuşan Doctor Who’yu yazdığından, henüz takvimi tam oturtmadığını söyledi “Sherlock’un 4. sezonu ne zaman geliyor?” diye sorulduğunda. Sonra da heyheylendi mi artık, bilemiyoruz fakat şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz, yapabildiğimizi yapacağız ama kaliteden hiç ödün vermeden…