Eğer Ben Affleck’i Twitter üzerinden takip ediyorsanız, Pazartesi sabahı güne tam bir bomba ile başladınız muhtemelen. Amerikalı oyuncu ve yönetmen Twitter’dan, sanki hiçbir şey değilmişçesine bir video paylaştı. Videonun nereden olduğunu bilmiyoruz.…
Bir şey çok açık; Simpsons bugünlere geldiyse, muhteşem ses sanatçısı kadrosuyla geldi. Gerçekten. The Simpsons’un çeyrek asırı aşmış, rekora doğru giden bir Amerikan kültürel ikonu olmasında şüphesiz yazarların,…
Nic Pizzolatto’nun yazdığı ilk True Detective sezonu o kadar iyiydi ki, sadece TV tarihinin uzun süredir görmediği çapta bir fenomen yaratmakla kalmadı; aynı zamanda başrolü Matthew McConaughey’in kariyerini…
Dünya değişmek üzere. Bunu internet sayfalarının dedikodu kısımlarında görüyorum. Prodüksiyondan son haberleri veren sitelerden duyuyorum. Kokusunu alıyorum. Game of Thrones’un bitişi başladı. Dürüst olmak gerekirse dizinin eski hayranlarından…
Hadi açık açık konuşalım. Bu yazının girişinde, konuşacağımız mevzuyu ne tanıtmaya ne de ilginizi çekebilmesi için yağlamaya, bağlamaya ihtiyacımız var. Gelmiş geçmiş en büyük prodüksiyonlu dizi Game of…
Yükle Gelsin!
Game of Thrones’un son sezonu ağızlarda çok keyifli bir tat bırakmadı. Emmy ödüllerinde ortalığı süpürmüş olsalar da, bu sezonun önceki sezonlara kıyasla daha zayıf olduğunu kabul etmemiz lazım. Normalde bu tip düşüş diziye olan bağlılığı sarsar, beklentileri dibe vurdurur, önyargılarımızı tavan yaptırır ama ilginç bir şekilde kendimi yeni…
Yazın vizyona giren Ant-Man’i izleyip, üzerine methiyeler düzülecek bir film olduğunu fark ettiğimiz ilk andan itibaren aklımızda dolaşan bir soruydu aslında bu. Devamı gelecek miydi? Normalde böyle bir soruyu kafamızda dolandırmaya tenezzül dahi etmezdik; eleştirmenlerden geçer not almış, gişede de Marvel’ın beklentilerini karşılamış bir filmin devamı yüzde yüz…
The Flash, geçen sezon çerezlik bir gençlik dizisinden başarılı bir süper kahraman dramasına evrilmeyi başardı. İzleyelim de kafamız dağılsın diye başına oturduğumuz dizimiz serpildi, olgunlaştı, giderek çizgi romanlara daha fazla referans vermeye, hatta sevilen hikaye örgülerini bile anlatmaya başladı. Thawne bilmecesi, zaman yolculuğu derken ‘multiverse’ mevzusuna bile giriş…
Artık çizgi romanlar ana akım olduğu için herkes bir köşesinden de olsa içine girmek, neler olmuş neler bitmiş takip etmek zorunda. Önceden görece küçük bir kitlenin takip ettiği, bildiği şeyleri, şimdi bu tip mecralarda çok gözü olmayan Hollywood yıldızları dahi takip etmek, buna göre röportajlar vermek, kampanyalar düzenlemek durumunda kalıyorlar.…
Eğer Sherlock’u daha önce izlememişseniz, işi gücü bırakın, oturun izleyin. Benim gelmiş geçmiş en güzel dizi listemde ilk beştedir, belki de en güzelidir. Hayır son yılların değil, gelmiş geçmiş diyorum dikkat ettiyseniz. Neden mi? Başrollerinde Benedict Cumberbatch ve Martin Freeman var bir kere ve bu ikisinin dinamiği diziye apayrı bir hava…
2000 yılında DC Comics çizgi romanlarının yıllıklarında farklı bir şey yapmayı düşündü. DC’nin popüler kahramanları farklı ülkelere gidecek, oradaki yerel kahramanlarla beraber çalışacak, bu sefer sadece Amerika’yı değil dünyayı kurtaracaklardı. Normalde “Ne güzel. Kim bilir hangi egzotik ülkelere gitmişlerdir?” falan diye sadece muhabbetlerle katılırdık, Ama DC o sene bize bir kıyak…
Çizgi roman dünyasını tartışmasız bir şekilde çok uzun yıllardır Marvel ve DC domine ediyor. Oluşturdukları evrenler yarattıkları kahramanlar derken farklı bir firma olarak bu sektörde öne çıkmak, kendi kahramanlarıyla bu devleri zorlamak pek kolay değil. Ama 90’larda bunu başaran bir yayınevi vardı; Image Comics. Marvel’la gerginlik yaşayarak oradan ayrılma kararı…
Dikkat: Yazı hunharca spoiler içerir. Geçtiğimiz hafta, işlerin arasına kafa boşaltma adına sıkıştıracak bir dizi ararken, bir süredir belirli zümrelerce çok övülen, Amerikan başkanının bile müptelası olduğu House of Cards’a başlarken buldum kendimi. Breaking Bad’i bitirdikten sonra yaşadığım ağır bir ilişkiden çıkmış birinin semptomlarına çok benzerlik gösteren “Sanırım bir daha böyle şeyler…
Agents of SHIELD ile ilgili en sevdiğim şey, dizinin hiçbir şeyi sakız gibi uzatmak gibi bir derdinin olmaması. Gerçekten. Bunu sezonda 23 bölüm çıkartan karasal yayın dizilerinde sıklıkla görmezsiniz. Genelde yazarlar yaratıcılık anlamında bir tavana çarparlar ve kendilerini tekrar toparlayana kadar izleyiciyi oyaladıkça oyalama yöntemine başvururlar. Whedon & Tancharoen ikilisi bu…
Twilight’ın yirmi birinci yüzyılda yazılmış en kötü romanlardan biri olduğu konusunda mutabık mıyız? Ben iki gözü olup, daha önceden de yazılı bir şeyler okumuş herhangi bir kimsenin aksi bir kanaat sahibi olabileceğine inanmıyorum. Derinlikten yoksun karakterlerin, niteliksiz diyaloglar ve gerçekten bir ıslak rüyadan fırladığı bıraktığı kokudan belli olan…
