Merhabalar millet, bugün size 2020’de güzel şeylerin de olduğunu kanıtlar nitelikte bir haberle gelmiş bulunmaktayım. Çok uzatmayıp konuya gireceğim zira bir miktar coşkuluyum: Bu…
Bazı şeyler hayatımızdan çıkana kadar ne kadar büyük yer kapladıklarını fark etmiyoruz. Ya da belki hayatımızdan çıktıkları için dönüp bakınca bir eksiklik görür oluyoruz.…
Para için yapılacak şeyler vardır, yapılmayacak şeyler vardır. Fakat bu şeyler insandan insana ve daha da önemlisi, paranın miktarına göre değişiklik gösterebilir. Örneğin “Para…
Üç haftadır devam ettirdiğim “kalıcılık” temalı dosyamın dördüncü ve son yazısına gelmiş bulunmaktayım; hepinize merhaba! Okuyanlarınız bilecektir, kalıcılık konusunu ele alırken hep farklı farklı yerlerden yaklaşmaya çalıştım; film, edebiyat…
The Witcher Hype Treni’nde on beşinci haftaya ulaşmış bulunmaktayız! Ne yalan söyleyeyim, eylül ayında trene ilk adımı attığım zaman, kasımda yolculuğumuz sonlanacak gibi düşünüyordum. Bunun en büyük sebebi,…
Pokémon oyunları ilk çıktığında, yani daha ortalıkta anime falan yokken, konsept basitti. Pokémonlar poketoplarda yaşarlardı, yanında sadece altı tane poketop tutabilirdin ve yavrucaklar sadece savaşmaları gerektiğinde dış dünyaya…
Ya bir itirafım var, mazur görün. Hepiniz Blade serisini çok seviyorsunuz, farkındayım. Ne zaman başlığa bir yerlere “Blade?” yazsak tıklarımız toplaşıp zirveye doğru halay çekmeye başlıyor. Ama ben…
15 Şubat Cuma günü ilk sezonuyla birlikte Netflix’e yepyeni bir dizi daha katıldı: The Umbrella Academy. Gerard Way’in aynı isimli çizgi roman serisinden uyarlanan dizi, toplam on bölümü…
Müzelerde görmeye çok aşina olmadığımız ama kitabı kapağına göre değerlendirmemizi sağlayan sanat dalı olan illüstrasyonla tanışmadığınızı sanıyor olabilirsiniz ama -belki de telaffuzu zor olduğundan- adını çok geçirmediğimiz halde…
Yazan: Mahmut V. Sarı Film noir’ın yetmişlerde kabuk değiştirmesinden sonra doksanlı yıllarda yeni formatlarda farklı filmler izleyici karşısına çıkmıştı. Bu türe ait oldukça başarılı filmler izlediğimiz doksanları kapatıp…
Yükle Gelsin!
Eğer siz de indie oyun piyasasını takip ediyorsanız Ori and the Blind Forest’ı mutlaka duymuş hatta belki oynamışsınızdır. Kendisi indie oyun mekteplerinde ders niteliğinde okutulması gereken ve adeta zamansız bir yapım. Dikkat ederseniz ‘oyun’ demedim çünkü hâlâ başlıkta da gördüğünüz soruyu soruyorum kendime: Bu bir oyun mu yoksa interaktif…
Hollywood’un içerisinde çekilen her başarılı filmin illa ki devamı gelir ve bu süreç, yapımcıların insafına ve devam filmlerinin başarısına bağlı olarak, sonu gelmez devam filmleri silsilesi şeklinde devam eder. Öyle ki, bir uzay filmi, hiç planlanmadığı halde, sırf çok sevildiği için, kendi hikâyesini takip eden altı, kendisinden öncesini…
Bundan birkaç yıl önce Force Awakens ile başlayan üç ana, üç de yan filmden oluşacak altı filmlik külliyat açıklandığında ne kadar heyecanlı olduğumu anlatamam. Orijinal üçlemeye yetişememiş, prequelleri ise çocukken sinemada izleyememiş biri olarak Star Wars deneyimini sinemada yaşayacak olmak inanılmaz bir haz veriyordu bana. Hem de bu…
İnsanın anayurdu doğduğu yerdir ama aynı zamanda insanın dostlarının olduğu, haksızlığın olduğu, insanın sanatıyla katkıda bulunabileceği yerdir. 1983’te bunu söylerken Miguel Littín, muhtemelen kendi memleketini düşünüyordu ama bu sözler pek çok kişinin vatanıyla arasındaki ilişkiyi çok iyi açıklar; özellikle Ortadoğu demek, bir sevgi-nefret ilişkisi demektir. Belki nefret değil…
Bundan sadece birkaç gün sonra, 2015 yılında Force Awakens ile başlayan yeni nesil Star Wars üçlemesi bitecek. Beş yıl boyunca dilimizden düşürmediğimiz bu macera, yılın son günlerinde nihayete erecek. Force Awakens filmiyle umutlandığımız, The Last Jedi filmiyle umutlarımızın yerini hayal kırıklıklarının aldığı Star Wars üçlemesi Rise of Skywalker…
En son yayınlanan sezonunu izlemeyi yeni bitirdiğim Better Call Saul, beni, hem izleyecek bölüm kalmadığı için bir miktar üzüyor hem de tüm bölümleri izlediğim için, kafamda daha olgun düşünceler oluşmasına sebep oluyor. Bu yazıda bahsedeceğim şeyler, kafamdaki düşüncelerin sonucunda Better Call Saul’un bana öğrettiğini düşündüğüm bazı hayat derslerini içeriyor.…
Ceádmil evellienn! Kompartıman kapılarımız son kez kapanıyor, The Witcher Hype Treni’miz son durağına doğru, son kez harekete geçiyor! Bana da bu son yazının hakkını vermek düşsün, dizinin olay örgüsü hakkında, Witcher’ı daha önce bilen veya bilmeyen herkes için genel bir toparlama yapayım dedim. Uyarı: Okuyacak olduğunuz yazıda serinin…
Kısa hikâyeleri okumak romanlara göre daha kolay olmasına rağmen, kısacık sayfa sayılarından olmalı ki romanlar kadar yaygın olduklarını düşünmüyorum. Dolayısıyla kısa hikâye okurları görmek de pek mümkün değil. Bu sürpriz değil doğrusu, otuz sayfalık bir kısa hikâye ile üç yüz sayfalık bir romanı bir tutmanın mümkün olmayacağını düşünmek…
Bir pazar gününden beklentileriniz vardır. Mesela geç saatlere kadar huzurla uyumak, ailenizle veya arkadaşlarınızla güzelce kahvaltı etmek istersiniz. Ayrıca sabah komşunuzun matkap sesiyle uyanmamayı ya da elektriklerin, sırf size inat bütün gün kesik olmamasını umarsınız. Öte yandan bir de hiç beklemediğiniz olaylar vardır. Ne bileyim, kötü bir haber…
Bir elma yüzünden başlar Truva savaşı. İskandinav mitolojisinde Idun’un elmaları sayesinde tanrılar ölümsüzlüklerini korurlar. Çok uzaklarda aramaya gerek yok aslında, Twilight’ın kapağında da elma vardır, Aşk-ı Memnu’nun afişinde de. Bütün bunların bir anlamı olmalı! Merhabalar sevgili okurlar! Aşırı dramatik girişimden etkilenmişsinizdir umarım. “Yasak meyveler” temalı yazı dizim için…
