Yükle Gelsin!

Otomatik Portakal bahsi her açıldığında, arkadaş grubunda izlememiş birisi oluyor. Konusunu en kısa şekilde “kötümser bir yakın gelecekte yaşayan bir grup sokak çetesi gencin şiddetli ahlaksızlığı ve bunların sonuçlarını anlatıyor” şeklinde özetliyorum fakat bu, kesinlikle bu eseri anlatmaya yetecek bir tanım değil. Aslında bundan daha derin şeylerden bahsediyor,…

Netflix’in The Witcher dizisinin ardından bölümleri konuşmaya, üçüncü bölümle devam ediyoruz. The Witcher’ı dünyaya tanıtan hikâyenin uyarlandığı bu bölüme, Hain Dolunay ismini vermişler. Bölümü Geralt’ın bir fahişe ile birlikte olduğu yatakta açıyoruz, buradaki konuşmalar doğrudan kitaptan –fakat başka bir yerden- alınmış. Ne ifade eder sizin için bilmiyorum tabii bu…

Dosyamızın ikinci bölümünde, bu sorunun olası yanıtlarına beraber bakacağız. Amacımız, insanlığın ortak kültüründe her zaman yer bulan bu fenomenin neden hâlâ var olduğunu, gerçekten işimize yarayıp yaramadığını ve bize neler kattığını incelemek, anlamak ve bu bilgiyi kullanarak görüşümüzü yönlendirmektir. Bu yazının ilerisindeki paragraflarda, neyden bahsetmek istediğimi daha rahat…

Netflix’in The Witcher uyarlaması, bu sabah, ülkemiz saatiyle 11.00’da izleyiciyle buluştu. Sekiz bölümü yerimden kalkmadan seyrettikten sonra ben de, beş dakikalık kısa bir molanın ardından, incelemenin başına oturdum. Tabii sekiz bölüm bir arada çıktığı için, bunların hepsini tek yazıda toplamak demek –hele de yazan kişinin ben olduğum gerçeği…

Eğer siz de indie oyun piyasasını takip ediyorsanız Ori and the Blind Forest’ı mutlaka duymuş hatta belki oynamışsınızdır. Kendisi indie oyun mekteplerinde ders niteliğinde okutulması gereken ve adeta zamansız bir yapım. Dikkat ederseniz ‘oyun’ demedim çünkü hâlâ başlıkta da gördüğünüz soruyu soruyorum kendime: Bu bir oyun mu yoksa interaktif…

Hollywood’un içerisinde çekilen her başarılı filmin illa ki devamı gelir ve bu süreç, yapımcıların insafına ve devam filmlerinin başarısına bağlı olarak, sonu gelmez devam filmleri silsilesi şeklinde devam eder. Öyle ki, bir uzay filmi, hiç planlanmadığı halde, sırf çok sevildiği için, kendi hikâyesini takip eden altı, kendisinden öncesini…

Bundan birkaç yıl önce Force Awakens ile başlayan üç ana, üç de yan filmden oluşacak altı filmlik külliyat açıklandığında ne kadar heyecanlı olduğumu anlatamam. Orijinal üçlemeye yetişememiş, prequelleri ise çocukken sinemada izleyememiş biri olarak Star Wars deneyimini sinemada yaşayacak olmak inanılmaz bir haz veriyordu bana. Hem de bu…

 İnsanın anayurdu doğduğu yerdir ama aynı zamanda insanın dostlarının olduğu, haksızlığın olduğu, insanın sanatıyla katkıda bulunabileceği yerdir. 1983’te bunu söylerken Miguel Littín, muhtemelen kendi memleketini düşünüyordu ama bu sözler pek çok kişinin vatanıyla arasındaki ilişkiyi çok iyi açıklar; özellikle Ortadoğu demek, bir sevgi-nefret ilişkisi demektir. Belki nefret değil…