Hakan Muhafız ile üretim bakımından ülkece radarımıza giriş yapan Netflix, bundan sonra yoluna dizi kanalından Atiye ile devam etmiş, sonrasında da Türkiye’de daha birçok…
İnsanlık olarak teknolojiden istediğimiz ortak şeyler var. Her teknoloji tasarım dersinde dilediğimiz, ne zaman aklımıza takılan şarkıyı bulmaya çalışsak ama çabalarımız nafile kalsa istediğimiz,…
Bu yılın artık ne kadar kötü bir yıl olduğunu anlatarak değerli vaktinizi daha fazla ziyan etmeyeceğim. Bu yıl berbat bir yıldı hepimiz için. Ama…
Doctor Strange filmi hakkında ne düşünüyorsunuz bilmem ama ben filmi ayıla bayıla izleyen çoğunluğa dahilim. Marvel Cinematic Universe içerisinde kötü adamın pataklana pataklana değil de çok zekice bir…
Yazar: Bilal Alevli Bugün klavyenin karşısına oturdum ve sizlere izlediğim birkaç diziden bahsetmek istedim. Öncelikle şunu söyleyeyim, bu dizilerin dünyanın en iyi dizileri oldukları gibi bir iddiam yok.…
Malumunuz, şunun şurasında World of Warcraft’ın altıncı ek paketi Legion’ın çıkışına sayılı günler kaldı. Ön yama, 7.0 gerçek dünyaya düştü bile. Oyunu ön sipariş eden oyuncular, Demon Hunter’larını 100.…
“The most human take on the superhero story I have ever seen” Mike Mignola – Hellboy’un yaratıcısı Bu sefer üzerine konuşacağım çizgi romanı üç sene evvel okuma fırsatı edinmiştim.…
Yazan: Mahmut V. Sarı Film noir’ın yetmişlerde kabuk değiştirmesinden sonra doksanlı yıllarda yeni formatlarda farklı filmler izleyici karşısına çıkmıştı. Bu türe ait oldukça başarılı filmler izlediğimiz doksanları kapatıp…
Biz geeklerin vakit geçirmek için çok fazla seçeneği var aslında. Sevdiğimiz bir şeyin kitabını okuyabilir, filmini izleyebilir, varsa oyununu oynayabilir veyahut herhangi bir ürünü varsa kullanmak üzere satın…
Yazan: Ecem Türkoğlu “Eski Volantis, Valyria’nın ilk kızı diye düşündü cüce. Gururlu Volantis, Rhoyne’un kraliçesi ve Yaz Denizi’nin metresi, en kadim kanları taşıyan soylu lordların ve güzel leydilerin…
Yükle Gelsin!
Netflix’in The Witcher dizisinin ardından bölümleri konuşmaya, üçüncü bölümle devam ediyoruz. The Witcher’ı dünyaya tanıtan hikâyenin uyarlandığı bu bölüme, Hain Dolunay ismini vermişler. Bölümü Geralt’ın bir fahişe ile birlikte olduğu yatakta açıyoruz, buradaki konuşmalar doğrudan kitaptan –fakat başka bir yerden- alınmış. Ne ifade eder sizin için bilmiyorum tabii bu…
Dosyamızın ikinci bölümünde, bu sorunun olası yanıtlarına beraber bakacağız. Amacımız, insanlığın ortak kültüründe her zaman yer bulan bu fenomenin neden hâlâ var olduğunu, gerçekten işimize yarayıp yaramadığını ve bize neler kattığını incelemek, anlamak ve bu bilgiyi kullanarak görüşümüzü yönlendirmektir. Bu yazının ilerisindeki paragraflarda, neyden bahsetmek istediğimi daha rahat…
Netflix’in The Witcher uyarlamasının ikinci bölümünü izlemiş olanlar, ilk bölüm incelemesini de okuduysanız, sizi hız kesmeden bu yazıya davet ediyoruz. İlk bölüm, açık ara benim diziden beklentilerimi fazlasıyla karşılayan bir bölümdü, bu yüzden ikinci bölümü de ayrıca bir heves ve biraz daha yükselmiş beklentilerle seyrettim diyebilirim. Alakasız iki…
Netflix’in The Witcher uyarlaması, bu sabah, ülkemiz saatiyle 11.00’da izleyiciyle buluştu. Sekiz bölümü yerimden kalkmadan seyrettikten sonra ben de, beş dakikalık kısa bir molanın ardından, incelemenin başına oturdum. Tabii sekiz bölüm bir arada çıktığı için, bunların hepsini tek yazıda toplamak demek –hele de yazan kişinin ben olduğum gerçeği…
Eğer siz de indie oyun piyasasını takip ediyorsanız Ori and the Blind Forest’ı mutlaka duymuş hatta belki oynamışsınızdır. Kendisi indie oyun mekteplerinde ders niteliğinde okutulması gereken ve adeta zamansız bir yapım. Dikkat ederseniz ‘oyun’ demedim çünkü hâlâ başlıkta da gördüğünüz soruyu soruyorum kendime: Bu bir oyun mu yoksa interaktif…
Hollywood’un içerisinde çekilen her başarılı filmin illa ki devamı gelir ve bu süreç, yapımcıların insafına ve devam filmlerinin başarısına bağlı olarak, sonu gelmez devam filmleri silsilesi şeklinde devam eder. Öyle ki, bir uzay filmi, hiç planlanmadığı halde, sırf çok sevildiği için, kendi hikâyesini takip eden altı, kendisinden öncesini…
Bundan birkaç yıl önce Force Awakens ile başlayan üç ana, üç de yan filmden oluşacak altı filmlik külliyat açıklandığında ne kadar heyecanlı olduğumu anlatamam. Orijinal üçlemeye yetişememiş, prequelleri ise çocukken sinemada izleyememiş biri olarak Star Wars deneyimini sinemada yaşayacak olmak inanılmaz bir haz veriyordu bana. Hem de bu…
İnsanın anayurdu doğduğu yerdir ama aynı zamanda insanın dostlarının olduğu, haksızlığın olduğu, insanın sanatıyla katkıda bulunabileceği yerdir. 1983’te bunu söylerken Miguel Littín, muhtemelen kendi memleketini düşünüyordu ama bu sözler pek çok kişinin vatanıyla arasındaki ilişkiyi çok iyi açıklar; özellikle Ortadoğu demek, bir sevgi-nefret ilişkisi demektir. Belki nefret değil…
Bundan sadece birkaç gün sonra, 2015 yılında Force Awakens ile başlayan yeni nesil Star Wars üçlemesi bitecek. Beş yıl boyunca dilimizden düşürmediğimiz bu macera, yılın son günlerinde nihayete erecek. Force Awakens filmiyle umutlandığımız, The Last Jedi filmiyle umutlarımızın yerini hayal kırıklıklarının aldığı Star Wars üçlemesi Rise of Skywalker…
En son yayınlanan sezonunu izlemeyi yeni bitirdiğim Better Call Saul, beni, hem izleyecek bölüm kalmadığı için bir miktar üzüyor hem de tüm bölümleri izlediğim için, kafamda daha olgun düşünceler oluşmasına sebep oluyor. Bu yazıda bahsedeceğim şeyler, kafamdaki düşüncelerin sonucunda Better Call Saul’un bana öğrettiğini düşündüğüm bazı hayat derslerini içeriyor.…
