Belli ki, çocukluk efsanelerimin hepsine dokunmadan rahat etmeyecek Hollywood. Günümüz reboot’lar, yeniden uyarlamalar zamanı olduğuna göre elbetteki sıra eninde sonunda eski yeşil berelilerden Rambo’ya da gelecekti ve geldi de.…
Genel tabiriyle geek ve Can Bonomo superfan olan Yağmur Yılmaz hazırladı bu yazıyı; önce ona bir iade-i itibar edelim mi? Çünkü benzetmeleri çıkardı, köprüleri kurup bize attı ve…
Geekyapar ekibi, iki farklı ülke ve iki farklı şehirde Logan’a gitti. X-Men külliyatının en son filmiyle ilgili herkesin değişen skalada görüşleri oldu. Biz de, adettendir, hem beğenen hem…
Logan ile ilgili, kısmen yapımcıların kendilerinin de körüklediği ödül sezonu muhabbetinden ve bunun filme olan negatif etkisinden söz etmiştim. O beklentiye kapılıp kapılmamak, sübjektif bir şeydi, paylaşılmaması olağandı.…
Yükle Gelsin!
Üniversiteden mezun olup çalışmaya başladıktan sonra net bir şekilde bir şeyi fark ediyorsunuz: Vaktiniz yok. Yok yani. Neresinden tutsanız günü bir türlü şekle şemale sokamıyorsunuz. Akşam 6’da işten çıkmaların çağında, hele ki İstanbul gibi bir yerden bir yere gitmesi en az 1 saat süren bir yerde yaşıyorsanız kendinize…
Christopher Nolan filmlerine gitmek zor benim için. Olumlu hype’a iyi tepki veren bir adam değilim. Kendim medya olmadan önce bunu filmlerle ilgili bir “medya karartması” yaparak çözebiliyordum; bugün de hâlâ yer yer kotarabiliyorum bir filmin ya da oyunun önceden çıkan duyumlarına, özel videolarına ya da gaz fragmanlarına kendini…
Bir diziye final yazmak zordur. Geriye dönün, çok severek izlediğiniz dizileri düşünün bir. İzlerken ne hissettiğinizi düşünün. Siz nasıl bir final istediğinizi biliyor muydunuz? “Bütün sorulara cevap versin”, “Karakterler muradına ersin” gibi muğlak tabirler dışında oturup anlatabilir miydiniz istediğiniz finali? Çoğu zaman çok zor bir şeydir bu, hele ki “New York’ta…
Geldik günün en zor listesine. Şarkıları saydık, raid’leri, dungeon’ları saydık. Onlar yine görece kolaylardı. Ama bu, bu başka bir şey. Burada bölgelerden söz ediyoruz. Üşenmedik saydık, WoW’un şu an bir veya öteki şekilde gidebildiğiniz 100 bölgesi var (ya da Gnome’ların başlangıç bölgesi olan Gnomeregan ile Ahn’Qiraj: The Fallen…
Daha önceki yazılarımızda anlattıklarımızla -ya da sadece bu yazıların var oluşlarıyla- işaret etmişizdir muhtemelen, ama biz yine bir daha altını çizelim. World of Warcraft son 10 sene içerisinde sadece başarılı bir oyun imparatorluğu veya bu oyunun etrafında kümelenmiş bir topluluk oluşturmakla kalmadı; WoW aynı zamanda kendine has bir alt…
Zindan, dungeon, instance… Adını ne koyarsanız koyun, WoW’un temel yapı taşlarından biri dungeon sistemidir. Teknik açıdan baktığımızda da öyle. 2004 yılında dungeon ve raid’leri ayrı “instance” lara koymak, pek çok MMO yapımcısı için tabu bir şeydi, onlara göre dünyanın “bağlı olma” hissini fena hâlde köreltiyordu. Şimdi ise normun…
Bazen WoW’un müziklerine bakıp yutkunuyorum, size de oluyor mu? 10 sene içinde 5 ek paket ve onlarca yamanın beraberinde bir ton yeni şarkı getirdiğini kavramam vakit alıyor bazen. Örneğin Cataclysm ile neredeyse bütün Azeroth soundtrack’inin değiştiğini söylemek kolay, ama bunun saatler dolusu yeni müzik anlamına geldiğini düşününce, insan…
Çok tartışma yaratacağının farkındayız bu beyanımızın. Neticede WoW, aktif olduğu 10 sene içerisinde onlarca raid biriktirdi. Pek çoğu farklı dinamiklere sahip, estetik ve mekanik olarak birbirinden kilometrelerce ötede yerlerde duran şeylerdi. E ne de olsa bu bir MMO değil mi? O yüzden kişisel şeyler de girdi işin içine.…
WoW’un 10. yıl dönümünü kutlayacaksak, yapılacak en akıllı işlerden biri de dönüp o 10 yıla bir bakmaktır değil mi? Geri dönüp ilk yamadan, Draenor’u karşımıza diken 6.0.2’ye kadar tüm büyük eklentilerin oyuna katıp çıkarttıklarına baktık. WoW’un 10 yıl önce olduğu oyundan bugün çok farklı bir yerde olduğu aşikar.…
10 yıl. Komiktir, hepimizin WoW macerası böyle başlamıştı aslında. Çoğumuzun WoW’un sayılamayacak kadar çok CD’de gelen dosyalarını bilgisayara attıktan sonra gördüğü ilk cümle buydu: “Ten Years”. Çünkü 23 Kasım 2004, Warcraft serisinin 10. yılıydı. Sonra gelen şey ise, Debi Mae West’in pusulu sesiyle yaptığı, bir daha asla unutulmayacak…
