Yükle Gelsin!

Oyun yapmak, metod olarak diğer sanatların icrasından pek farklı bir yerde duran bir iş. En azından çoğunlukla öyle. Video oyunları dışında kendi ulaştırma yöntemiyle beraber gelen bir sanat dalı daha yok. Edebiyatçılar kelimelerini taşıyacak ciltleri kendi elleriyle yapmak zorunda değiller, sinemacılar görüntüyü beyaz perdeye taşıyacak makine ve cihazları…

Hem de resmi ağızdan! Yani resmi şu aşağıya iliştirdik, hepiniz gümbürlop benzeri ses efektleriyle buralara hiç bakmadan aşağıya scrollayacaksınız zaten, ama önce benim bir itirafta bulunmam gerekiyor. Benedict Kambırbeybi’yi çok severim. Çok hem de. Sherlock en sevdiğim dizilerden biridir, kendisinin Star Trek Into Darkness’taki en iyi şey olduğu kanaatindeyim…

Hatırlarsınız, bundan birkaç hafta önce Marvel’ın Netflix ile yaptığı anlaşma sonucu üreteceği beş dizinin ikincisi A.K.A. Jessica Jones (diğer üçü, çekimleri yeni sonlanan ve Mayıs ayında gala yapacak olan Daredevil, Jessica Jones’dan sonra başlayacak Luke Cage, henüz tarihi belli olmayan Iron Fist ve hepsinin toplu bağlanacağı Defenders mini dizisi)…

2001 yılı Aralık ayıydı, büyük ekranda Galadriel’in sesini ilk kez duymuştuk.”Dünya değişiyor. Bunu suda hissediyorum, toprakta hissediyorum” diyordu, “Unutulmaması gerekenler unutuldu”. Kitapları tekrar okuyup gelenler çoktan heyecanlıydı, hiç bilmeyenler “Vay arkadaş bu neymiş nasılmış” diye çıktı salonlardan. Gerçekten de Peter Jackson ve arkadasında Tolkien’in çalışmalarına gönül vermiş kocaman…