Bir tek uzaylı istilasının eksik kaldığı 2020’nin artık ne derece felaket bir yıl olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz diye düşünüyorum. Düşünsenize ya, ileride tarih kitaplarında…
Önce Nip Tuck bünyesine ama sonrasında daha çok Game of Thrones’un Tyrion Lannister’ı olarak gönüllerimizi kazanan Peter Dinklage, kısa bir sessizlik döneminin ardından perdelerde…
Doctor Who diye bir dizi vardı, hatırlar mısınız? Pandemiden önceki dünyamıza ait pek çok şey gibi o da sisli bir biçimde zihninizin gerisinde duruyordur…
Animasyon ile gerçek hayat arasındaki sınır, hiç olmadığı kadar esnek ve belirgin. Önceki yazılarımda da bahsettim, son on yıldır patlama yaşayan live-action uyarlama filmlerde bu esnekliğin payını bolca…
Lord of the Rings dizisi için sonunda resmi bilgiler alıyoruz! Duyduk duymadık demeyin Valar, Maiar, Elfler, Orta Dünya sakinleri ve hayranları, hepiniz, yetişin! İflah olmaz hayranlar olarak bu…
İlk Dishonored, hayatımda gördüğüm ve sene sonunda “Yılın Oyunu” ödüllerine boğulmuş video oyunları arasında en rahatlıkla “başka sene çıksaydı, esamesi okunmazdı” diyebildiğim işti, hiç kuşku yok. Bu Dishonored’ın…
2000 yılında DC Comics çizgi romanlarının yıllıklarında farklı bir şey yapmayı düşündü. DC’nin popüler kahramanları farklı ülkelere gidecek, oradaki yerel kahramanlarla beraber çalışacak, bu sefer sadece Amerika’yı değil dünyayı…
“Bir insan ancak onu son seven insan öldüğünde ölür” diyen Jose Mourinho, Robson ile ilgili manevi düşüncesini böyle açıklıyor. Bir insanın en büyük başarıları ile en büyük hayal…
Biri sizden, belli bir dönemde yaşayan insanların günlük hayatlarına bakarak yaklaşık hangi yıllarda olduklarını tahmin etmenizi isteseydi, sizce ne kadar başarılı olurdunuz? Eğer tarihle özel bir ilginiz yoksa,…
Mimari yapılar yazı dizimizin ikinci yazısından hepinize merhaba sevgili geekler. Geçen haftaki Rusya’nın rengârenk katedralinden sonra bu hafta Hindistan’ın ele geçirilemez Mehrangarh Kalesi’nden bahsedeceğiz. Thar çölünün sonunda “Güneş…
Yükle Gelsin!
Kış mevsiminin yavaş yavaş sona erdiği şu günlerde bahar, yeni haberler ile birlikte geliyor. Haliyle biz de mutlu oluyoruz. Her gün sevdiğimiz dizilerden, filmlerden yeni haberler geliyor biz de bu haberleri sizlerle paylaşmak için can atıyoruz. E o zaman ne duruyoruz? Hemen Altered Carbon’un ikinci sezonundan gelen ilk…
Bu satırları okuyan siz, ya hâlâ düzenli olarak eğitim adına tahta sıralara oturan birisiniz ya da bu görevi çoktan tamamladınız. Ama öyle ya da böyle, kafanıza bir şeyler sokmaya çalıştılar veya hâlâ çalışıyorlar. Bazen bunu başarıyorlar. Bazen başaramıyorlar. Bu başarı oranı öğretmenden konuya, kullanılan materyalden içinde bulunulan mevsime…
Bazen sizin de bir büyücü olup elinize asanızı alıp yüce yüce sözler söylemek, büyü gücünüzü konuşturmak gelmiyor mu? Benim geliyor, işte bu gibi zamanlarda oynamış olduğum hoş büyücülük oyunlarını da sizlerle paylaşıyorum. Her biri kendimi bir süreliğine de olsa büyücü gibi hissettirmiş ya da büyüye hükmetmenin tadını vermiştir.…
Bu hafta da Doctor Who incelememizle karşınızda hazır ve nazırız. Bu bölüm Hong Kong’tan Peru’ya yayılan virüsün peşinde, plastik poşetten geçilmeyen kıyılarda, Hitchcock filmlerinden çıkma kuşlarla ve kalabalık bir ekiple ilerliyoruz. Bakalım Doktor bu sefer insanlığı enfekte olup toza dönüşmekten kurtarabilecek mi? Peki nedir bu salgının aslı? Unutmayın,…
Çok sevdiğimiz ve izlerken içtenlikle gülümsediğimiz dizilerden olan The Good Place, ocak ayıyla birlikte bizlere veda etti. Belki uğurladığımız ilk dizilerden biri değildi ama hatırı da çoktu; arkasından birkaç kelâm etmezsek, gerçekten ayıp etmiş olacağımız bir diziydi. The Good Place’in son sezonu ile ilgili söylemek istediğim bir-iki şey…
Bazı diziler vardır, hakkında saatlerce konuşuruz. Bazı dizileri ise sadece kendimize saklarız. Bizden başka biri övmezse asla konuşmayız bile. Olur da biri yererse “Evet çok da iyi değil işte, ehe.” deyip kalbimiz daha fazla kırılmasın diye konuyu geçiştiriveririz. Bu diziler bizim “guilty pleasure” dizilerimizdir, izlemememiz gerektiğini düşünsek bile…
Bunu sadece gerçek gamer’lar bilir: Atari, Playstation’ı da Xbox’ı da döver. Böyle bir girişten sonra şu itirafı yapmak biraz garip olacak ama sizi yanıltmak istemem; ben 2000’liyim, maalesef kıyısından anca yetişebildim o yıllara. 80-90’ların çocukları bu zamanları benden çok daha iyi bilirler ama yani şimdi biz de az…
Taika Waititi’nin kendine has bir mizah anlayışı olduğunu ve ortaya çıkardığı yapımlarda bunu hissedilir bir biçimde kullandığını biliyoruz. Bazılarımız bu mizah dilini çok severken bazılarımız çok sulu bulabiliyor. Ben de şahsen kendisinin kullandığı mizah dilini çok sevmezdim. Hatta yönettiği yapımlardan Thor Ragnarok’u ya da yakın zamandan örnek vermek…
Toplumların içine düştükleri her çıkmazda, kültürel belleklerindeki çok eski zamanlardan yadigâr bir düşünce, her seferinde yeniden hatırlanır: Bir noktada biri gelecek ve onları bulundukları o kötü yerden kurtaracaktır. Bu düşünce, bir yandan onların düştüğü yerden kalkmalarına yardım eder, onları rahatlatır, bir dayanışma ortamı oluşturur ve en güzel hâliyle,…
Doğal manzaralar hiç şüphesiz insanın seyir zevkinin en yüksek seviyeye ulaştığı görsel şölenler. Bir belgesel açtığınızda ya da doğal bir ortamda bulunduğunuzda, her bir sahne insanı etkilemeye yetecek kadar büyüleyici olabiliyor. Her ne kadar yıllarca gelişen insanlık doğaya zarar vermiş olsa da, hem geniş hem de dar ölçekte…
