Homoseksüellik, diğer adıyla eş cinsellik, birçoğumuzun duyup aşina olduğu bir yönelim ancak çok da ilginç olmayan bir sebepten ötürü böyle bir kavramı animasyon filmlerinde çok fazla görme şansımız olmuyor. (Alıştıra alıştıra…
Gönül isterdi Pride Haftası’nı yine ona yaraşırcasına güzel bir Onur Yürüyüşü ile sonlandıralım ama olmadığımız gibi davranmak zorunda kaldığımız, istemediğimiz şekilde yaşamaya zorlandığımız bir ülkede, ‘hassasiyet’ şemsiyesinin altına sığınıp…
Üzerine bu sene çok konuştuk ve çok konuşmaya da devam edeceğiz zaten ama, bir kez daha keçeli kalemle üstünden geçmekte fayda var: Logan nevi şahsına münhasır yapısıyla çok…
Son zamanlarda bir arkadaşınızın, bir dostunuzun, ya da internette yarım yamalak tanıdığınız birisinin delikli yüzeyler ile ilgili bir şeylerden bahsettiğine şahit oldunuz mu? Olduysanız muhtemelen bu konu beraberinde bir…
Video oyunları sektörüne takip edenler bilirler, asırlardır Nintendo’nun konsollarına getirilen genel eleştiri şudur: Konsol güzel, fikir düzgün, ama Nintendo’dan başka kimse oyun yapmıyor. En son GameCube’da, onun da mimarisi kasti…
Yükle Gelsin!
Çizerler dörde ayrılır: Kötüler, İyiler ve Efsaneler. Dört dedim değil mi? Hah bir de Alex Ross var. Aslında ona çizer demek biraz hafif kalıyor. Ressam demek daha doğru olur sanırım. Kendisinin eserleriyle ilgili en güzel tanım -bana ait değil ama kimin söylediğini hatırlayamadım- “Her sayfası bir tablo görselliğinde”…
Arrow ne yazık ki yokuş aşağı giden 3. sezondan sonra halen belirli bir seviyeye yükselip o seviyeyi koruyabilen bir diziye evrilemedi. Constantine bölümü pek parlak olmasa da Constantine sayesinde işi götürmeyi becermişlerken ondan bir önceki bölüm hiçbir doğaüstü şeye (meta-human, büyü vs) sırtını dayamadan sadece kirli polisler üzerinden…
Takvimler yavaş yavaş Star Wars: The Force Awakens’ın nihayet güneşi göreceği 17 Aralık’a doğru yaklaşırken, Disney ve Lucasfilm de tarihin en ketum pazarlama kampanyasını biraz daha aydınlatmaya devam ediyorlar. Bakın, biraz daha diyorum sadece. Hâlâ “imparatorluk tam yıkılmamış işte” cümlesinden derin bir konu parçası öğrenebilmiş değiliz. Hâlâ Luke ne halt yemekte…
Şu hayatta bir geek olarak günlük yaşantımda düzeltmeye çalıştığım bir takım yaygın yanılgılar var. Deadpool ve X-Men filmlerinin Iron Man ile aynı evrende olmadıkları gibi. George Lucas’ın Star Wars’ı aslında dokuz parçalık “Journal of the Whills” diye bir destan olarak yazıp, sonradan “bunu bana çektirtmezler, en tekil olana yürüyeyim” diye dördüncü filmi prodüksiyona…
Gün geçmiyor sevgili geekler. Gün geçmiyor. Ben kendi kendim evde otururken, iş yaparken, video çekerken bir anda üzerime bir kara bulut huzmesinin çökmediği gün geçmiyor. İçimden bembeyaz tablet-kolu alıp, televizyonun karşısına geçip, heyecanlı anonsuçunun “SUPPASMASHBRADESU” minvali bir şey bağırmasını dinlemek istemediğim gün geçmiyor. Xenoblade’leri, Mario Kart’ları, Zelda’ları merak…
Burada aşağı yukarı iki senedir bir şeyler yazıyorum. Düzenli takipçimizseniz; benim hakkımda bazı şeyleri çıkartmışsınızdır artık. Bir şeylere kolay kolay heyecanlanacak bir adam değilim. Bir dizi, çizgi roman, oyun ya da filmin beni sandalyemden aşağı uçurup, balkona çıkıp adını haykırma isteği uyandırması çok sık yaşanan bir şey değil.…
Geçen hafta sonu sizlere Geek Muhabbeti’nin çeşnileneceğini, çeşitleneceğini söylemiştik. İşte o uğurda, geçenlerde Spectre sohbetini yaptık, uzun uzun James Bond’un yeni filmi Spectre’ın eksilerini, artılarını konuştuk, tarttık, paylaştık. Şimdi de ikinci dalgayla geliyoruz. 21 Kasım’da bizlerle buluşacak Jessica Jones ile ilgili olan teorilerimiz, beklentilerimiz, fikirlerimiz çok tatlı bir…
Şimdi, eğer müsaadeniz varsa, Agents of SHIELD S03E07’yi izledikten sonra öğrendiklerimin üzerine kısaca bir düşmek istiyorum. Birincisi; Ming-Na Wen kati suretle zor anların altından kalkamıyor. Bunu daha önce öğrenmiştim zaten, şimdi iyice ikna oldum. Yok, yapamıyor yani kadıncağız. İkincisi, Whedon & Tancharoen ikilisinin ters köşe yapma yönündeki eğilimlerini zorlamaları mümkünmüş, bölüm sonundaki açıklama…
Bu sezon iyi yeni dizi yaptı gerçekten. Anlamadığım bir şekilde keyifle izlediğim Minority Report, beklediğimden iyi çıkan Blindspot falan derken geek ruhuma hitap eden diziler dışında takip ettiğim bir sürü yeni dizi daha oldu ve hak verirsiniz ki bu sayede zaten kısıtlı olan zamanım iyice daralmış da oldu. Şimdi…
Nihayet Zoom’u anlı şanlı olarak görebildiğimiz Enter Zoom bölümü, The Darkness and The Light bölümüyle birlikte sezonun şimdilik en iyisi. Zoom’un Reverse-Flash’ın dandik bir kopyası olacağını düşündüyseniz fena halde yanıldınız. Zira karşımızda Reverse-Flash ile kapışsa zamanın ötesine gönderecek bir kötü adam var. Resimden sonra her zamanki gibi spoiler.…
