Olur olmadık yerlerde lafı Rick and Morty’ye getirme ihtiyacı hissetmek, artık kabarmış bir özleme işaret ediyor olabilir, ama engelleyemiyoruz, yapmak zorundayız; zira The Purge konuşmak üzereyiz ve bizim…
Sene herhalde ya 2006, ya da 2007’ydi. Amerikan televizyonlarını yayınlanıyorsa CNBC-e’den, yayınlanmıyorsa 4 GB’lık kotamızın elverdiği ölçüde yasadışı yöntemlerden takip ettiğimiz senelerdi. O zaman pek çok dizi vardı…
Video oyunları sektörüne takip edenler bilirler, asırlardır Nintendo’nun konsollarına getirilen genel eleştiri şudur: Konsol güzel, fikir düzgün, ama Nintendo’dan başka kimse oyun yapmıyor. En son GameCube’da, onun da mimarisi kasti…
Hatırlayacaksınız, Terminatör serisi uzun yıllar boyunca bu konseptle neler yapabileceğini gerçekten bilmeyen bir grup insanın elinde kaldığından ortaya T3, Salvation ve Genisys gibi vasat işler çıkmış; en sonunda bu çilenin…
Şuraya binlerce kişi dizsek, hepsine tek tek sorsak “soundtrack seçimi ile ön plana çıkan oyunları bize bir sayın hele” diye… Grand Theft Auto serisinin adını zikretmeyecek olan çıkar mı?…
Yükle Gelsin!
Şu hayatta bir geek olarak günlük yaşantımda düzeltmeye çalıştığım bir takım yaygın yanılgılar var. Deadpool ve X-Men filmlerinin Iron Man ile aynı evrende olmadıkları gibi. George Lucas’ın Star Wars’ı aslında dokuz parçalık “Journal of the Whills” diye bir destan olarak yazıp, sonradan “bunu bana çektirtmezler, en tekil olana yürüyeyim” diye dördüncü filmi prodüksiyona…
Gün geçmiyor sevgili geekler. Gün geçmiyor. Ben kendi kendim evde otururken, iş yaparken, video çekerken bir anda üzerime bir kara bulut huzmesinin çökmediği gün geçmiyor. İçimden bembeyaz tablet-kolu alıp, televizyonun karşısına geçip, heyecanlı anonsuçunun “SUPPASMASHBRADESU” minvali bir şey bağırmasını dinlemek istemediğim gün geçmiyor. Xenoblade’leri, Mario Kart’ları, Zelda’ları merak…
Burada aşağı yukarı iki senedir bir şeyler yazıyorum. Düzenli takipçimizseniz; benim hakkımda bazı şeyleri çıkartmışsınızdır artık. Bir şeylere kolay kolay heyecanlanacak bir adam değilim. Bir dizi, çizgi roman, oyun ya da filmin beni sandalyemden aşağı uçurup, balkona çıkıp adını haykırma isteği uyandırması çok sık yaşanan bir şey değil.…
Geçen hafta sonu sizlere Geek Muhabbeti’nin çeşnileneceğini, çeşitleneceğini söylemiştik. İşte o uğurda, geçenlerde Spectre sohbetini yaptık, uzun uzun James Bond’un yeni filmi Spectre’ın eksilerini, artılarını konuştuk, tarttık, paylaştık. Şimdi de ikinci dalgayla geliyoruz. 21 Kasım’da bizlerle buluşacak Jessica Jones ile ilgili olan teorilerimiz, beklentilerimiz, fikirlerimiz çok tatlı bir…
Şimdi, eğer müsaadeniz varsa, Agents of SHIELD S03E07’yi izledikten sonra öğrendiklerimin üzerine kısaca bir düşmek istiyorum. Birincisi; Ming-Na Wen kati suretle zor anların altından kalkamıyor. Bunu daha önce öğrenmiştim zaten, şimdi iyice ikna oldum. Yok, yapamıyor yani kadıncağız. İkincisi, Whedon & Tancharoen ikilisinin ters köşe yapma yönündeki eğilimlerini zorlamaları mümkünmüş, bölüm sonundaki açıklama…
Bu sezon iyi yeni dizi yaptı gerçekten. Anlamadığım bir şekilde keyifle izlediğim Minority Report, beklediğimden iyi çıkan Blindspot falan derken geek ruhuma hitap eden diziler dışında takip ettiğim bir sürü yeni dizi daha oldu ve hak verirsiniz ki bu sayede zaten kısıtlı olan zamanım iyice daralmış da oldu. Şimdi…
Nihayet Zoom’u anlı şanlı olarak görebildiğimiz Enter Zoom bölümü, The Darkness and The Light bölümüyle birlikte sezonun şimdilik en iyisi. Zoom’un Reverse-Flash’ın dandik bir kopyası olacağını düşündüyseniz fena halde yanıldınız. Zira karşımızda Reverse-Flash ile kapışsa zamanın ötesine gönderecek bir kötü adam var. Resimden sonra her zamanki gibi spoiler.…
Hayatının en önemli yıllarını Ankara’da geçirmiş bir insan evladı olarak -ki Ankara’lılar bunu anlayacaktır- varlığımın büyük bir bölümü şehri doğru düzgün görmemiş insanlara karşı savunmakla geçiyor. “Gri kent” derler, kilometre kare başına düşen park sayısı pek çok büyük şehrin üzerindedir. “Sanat yok” derler, Türkiye’nin pek çok önemli müzik…
Bilmiyorum hatırlıyor musunuz ama, bir ara Baywatch diye bir şey vardı popülarite konusunda diğer her şeye parmak ısırtan. Toplam 11 sezon, 242 bölüm boyunca sürmüştü, ama elbette en ünlü olduğu dönemler 90’ların başıydı. Başrolünde David Hasselhoff ile birlikte Pamela Anderson, Jade Mackinnon, Brooke Burns, Stacy Kamano gibi dönemin…
Eğer sizin filminizin isminden önce, “James Bond” gibi bir öncül ad geliyorsa şunu kabullenmeniz gerekir: Hiçbir zaman sadece ve sadece sizin filminiz konuşulmayacak. Bunu da en iyi Sam Mendes bilir muhtemelen. Kendisi Skyfall gibi belki de Bond tarihinin en iyi filmini çekip izleyicilere sunduktan sonra, meselenin “bir önceki…
