80’ler ve 90’lar Amerikan aksiyon sinemasını takip edenler hatırlayacaktır, o döneme damga vuran iki büyük aktör vardı: Sylverster Stallone ve Arnold Schwarzenegger. İki aktör aşağı yukarı aynı filmlerde, aşağı yukarı…
How I Met Your Mother, tartışmalı sekizinci sezonu ve tartışmasız şekilde kötü olan final sezonuna rağmen hala tavsiye listelerinin başlarında, arkadaş muhabbetlerinin ortasında kendine yer bulabiliyor. Bunun nedeni…
Vakti zamanında Blizzard oyunlarının bu kadar başarılı olmasının ardında yatan tek nedeni anlatan şöyle bir yazı yazmıştım. Bu bir anlamda firmayı özel yapan şeyi netleştirme, sabitleştirme çabasıydı. Bulduğum şey,…
Avengers: Infınity War’dan en az dört süper kahraman cenazesinin kalkmasını bekliyoruz. En. Az. Dört. Bu rakamla ifade edilen beklentiyi biz oluşturmadık, filmden her gittiği yerde “final” gibi, “bir…
İnsaniyet olarak birbirlerinden bağımsız ve tekil hikayeler anlatan eserlerin arka planda aynı evrende var olmaları ile yeni tanışmadık, fakat Nick Fury’nin Tony Stark’ın odasında karanlıkların içinden çıktığı andan beri…
Geçtiğimiz gün ’17-’18 Süper Lig sezonuna dair bir yazı yazıp paylaştık sizlerle. Dürüst olayım, o yazıyı yazarken altında çıkacak tartışmalara dair iyimser bir tutumum yoktu. Çok uzun zamandır futbol ve metafutbol…
Yükle Gelsin!
Uncharted 4: A Thief’s End ile ilgili spoiler vermek istemiyoruz, ama sadece şunu dememiz yazının geri kalanın sağlığı için önemli: Oyun iyi bitti. Epey iyi bitti yani. İnsanı ihya eden bir tatta, keyif vere vere, açık yerleri kapaya kapaya bitti. E ama insanlar Uncharted oynamak istiyorlardı. Naughty Dog UC4’e de The Last of…
Darren Aronofsky’nin kariyerine bakınca inanılması gerçekten güç bir gidişat görüyorsunuz. Amerikalı yönetmenin özgeçmişi sanki özenle yazılmış gibi. Harvard’da film okulu, American Film Institute’da uzmanlık. Bitirme tezi olarak çektiği filmle kazanılan ulusal ödüller. Okuldan mezun olur olmaz çektiği 60 bin dolar bütçeli filmi Pi’yi 1 milyon dolara satmak, 3 milyon dolar gişe hasılatı elde etmek, Sundance’den ödülle…
Geçen bir yazı paylaştık, Shaquille O’Neal’in bir podcast’te verdiği “dünya düzdür arkadaşlar ben Florida’dan Kansas’a gittim hiç kavis olmadı” beyanının üzerine. Ne kadar karışık bir kafa dedik, acaba dedik, hani bireyin kendi kafasının içinde irrasyonel olma hakkı var, ama o irrasyonelliği başkalarına yayması hak mıdır hukuk mudur; ne zaman…
Farkında mısınız bilmiyorum, şunun şurasında tam dokuz yıldır Marvel Cinematic Universe izliyoruz. Iron Man’le başladık 2008’de, o yol bizi bugüne getirdi. Tüm MCU’yu uç uca izlemek yaklaşık bir ayınızı falan alır kuvvetle muhtemel. Çünkü bir taraftan filmler sınırlı, ama o filmlerin yanında gezen dört sezon S.H.I.E.L.D., iki sezon Carter, iki sezon Daredevil, birer sezon…
Nintendo’nun bugüne kadar kulvarları çok belliydi. Bir taraftan salonunuz için çıkarttığı konsollar vardı hep, NES’ten Wii’ye kadar. Bunları televizyonunuza bağlardınız, içinde de Zelda, Metroid, Mario, Pikmin gibi şahane oyunları oynardınız. Bir de mobil konsollar vardı. Sayı olarak ev konsolu kuzenlerini fena geçen, kendine has Fire Emblem, Pokémon, Tetris, Picross gibi güçlü markaları olan ama…
Yeni bir Geek Dosya konusuyla yeniden karşınızdayız sevgili dostlar! İlk girişimlerimizin meyvesi olan “korku sineması” ve “İtalyan çizgi romanları” gibi konulardan ilerlettiğimiz tatlı dosyalarımıza bu sefer daha farklı alanlarda devam ediyoruz. Benim için belki de hem çok kolay hem de fazlasıyla zor olabilecek bir konu olacak bu ay…
Sinema ve seks başlığını inceleyeceğiz birlikte önümüzdeki dört hafta boyunca. Nereye düşüyor, nereden yükseliyor; neye dayanıyor? Bunları konuşmayı da, bir şeyi söyleyerek başlamamız gerekiyor: Seks sinemada çoğunlukla ya romantize ediliyor, ya da karikatürize ediliyor. İkisinin ortasında duran, yer yer garip, yer yer tatlı; her yeriyle ise gerçek cinsellik pek alan bulmuyor…
İyi bir film için gelen ilk eleştirmen yorumları, cemre düşmesi gibi bir şey. Kaliteli bir fragmanın kötü çıkma ihtimali her zaman var. Eleştirmenlerin çok nefret ettiği bir filmi sevme ihtimalin de var. Ama sanki başlangıçta ilk adımı “Abi eleştirmenlerin ilk yorumu iyi” diye atıyorsan, sonra çok da kötü olmuyor.…
Bu Amerikan toplumuna has bir şey mi, yoksa küresel bir fenomen mi bilmiyorum. Sosyal medyada mı geniş yankı buluyor, yoksa üst üste geldiği için mi fazla fazla gözüküyor; ondan da emin değilim. Oturup bir sosyoekonomik süreç çizgisi mi çıkartmak lazım bunu açıklamak için? Mesela buradan alıp, genel olarak…
Disney’in filmlerinde ve özellikle de animasyonlarında sıkça kullandığı şu kuralı hepiniz bilirsiniz sanırım: Şarkılar illa olacak. Evet, tuhaftır ki neredeyse her Disney yapımında yer alan bu müzikalimsi enstantaneler dolayısıyla, artık aklımda genel bir kalıp oluşmuş vaziyette. Disney acaba müzik olmadan bir şey yapamıyor muydu? Yoo, aslında bunun örneği…
