Ben 2014’te, The LEGO Movie çıkıp; inanılmaz komik, inanılmaz içten, harikulade derecede temiz yürekli, mide yakacak kadar eğlenceli, hız treni gibi sürükleyici bir vaziyette dikilince karşıma, bir hayat…
Gelin isterseniz zaman makinesine binelim. Bundan on, bilemedin on beş sene öncesine uçalım hep beraber. Bryan Singer’ın X-Men filmi yeni çıkmış, sinemaları kasıp kavurmuş resmen. Geek/Nerd kültürü yavaş…
Animatik dünyanın sayısız cesur ve zeki, fiziksel anlamda önüne taş koyulmuş olsa da engel tanımayan birbirinden şahane o farklı altı karaktere bir saygı duruşuna ne dersiniz? Takdir edilesi…
Geçtiğimiz haftalarda dördüncü sezon finali ile bize bir süreliğine veda eden Agents of S.H.I.E.L.D dizisinin biliyorsunuz ki beşinci sezon onayı çoktan geldi. Ha aldı, alamadı, alacak mı derken…
YouTube 2000’li yılların ortalarında hayatımıza girdiği zaman akil insanlar büyük resme bakıp, YouTube’un değiştirebileceği şeyleri hesaplaşmışlardı elbette. Kolay bir video paylaşma yöntemiydi. İnternette halihazırda yeşermekte olan video içerikler…
Yükle Gelsin!
Gençlik yıllarını Star Wars genişletilmiş evrenini takip ederek Wookieepedia başında ve üzerinde Star Wars etiketi olmasa en iyi ihtimalle süpermarketlerin “5 TL’ye 5 kitap” sepetinde satılabilecek kötü kitapların arasında geçirmenin şöyle bir dezavantajı oldu: Her evrenden benzer bir yan hikaye genişliği beklemeye başladım. Benim kafamda bir ana hikaye…
DC’nin New 52 sonrası aldığı, her seride de kendini çok belli eden bir şey vardı. Orijin hikayelerini sabitleyip, tüm evrene soft bir reset attıktan sonra, tutarsızlıklar hiç olmasın istemişlerdi hiçbir seride. Yalnız bu sadece hikayesel bir tutarsızlık da değildi. Editöryal olarak, karakter gelişimi olarak, bir de çizim olarak…
İşte bazen hayat çok acayip. Gerçekten şaşırıyorum yani. Bana bir beş sene öncesinde rastlasanız, “abi şu an filmi gelmesi muhtemel oyunları bir say bakalım bana” deseniz, herhalde sağ baştan saymaya başlardım, Mass Effect, Assassin’s Creed, Metal Gear Solid Uncharted, Halo… Büyük, sinematik, gişeye çok yakışacak filmler bunlar neticesinde.…
Marvel’ın yeni dünyasında çok taşların oynayacağını zaten biliyorduk, hem Marvel’ın yazı işleri müdürü Axel Alonso; hem de Marvel’ın en tepedeki adamlarından Tom Breevort bunu söyleyip duruyorlar zaten uzunca bir süredir. Son üç dört yılda yapılan Jane Foster – Thor, Kamala Khan – Ms. Marvel, Sam Wilson – Captain…
Telif hakları kadar garip işleyen bir yasalar toplamı da yoktur herhalde, değil mi? Ülkeden ülkeye değişir, küresel olunca bir garip olur, neyi kapsadığı biraz muğlaktır; bu yüzden de sık sık tartışmaları yaşanır… Genelde ortada bir “adil kullanım” konsepti vardır, parodi yapacaksanız, üzerinden para kazanmayacaksanız, amatör ruhla bir şeyler…
Daha önce de belirtmiştik, Marvel çok da fazla “reboot” seven bir firma değil. En azından firmasal düzeyde değil. Eğer sevmedikleri, artık kullanmak istemedikleri ya da bir noktadan sonra işlevini yitiren, başka şeylerle çelişen hikaye ögeleri varsa, onları biriktirip on senede bir toplam reset atmaktansa, etrafına bir konu, bir…
Çok ilginç bir hayatı oldu Constantine’in. Gerçekten de öyle. Geçen yaz bu zamanlar varlığından ilk haberdar olduğumuz dönemlerde kendisini gerçekten de dev bir ümitle bekliyorduk. Sonra pilot bölümü sızdırıldı, izledik, kolektif olarak beğenmedik. Belki o pilot bölümü zamanında izlesek, yine de bir “Constantine’dir be?” gazıyla bir sonraki hafta…
Hemen anımsamayanlar için kısa bir özet geçelim; Marvel’ın Netflix ile olan anlaşmasında, ilk etapta sadece Daredevil, Jessica Jones, Iron Fist ve Luke Cage dizileri ile bu karakterlerin bir araya geleceği Defenders mini serisi planlanmaktaydı. Fakat Daredevil, geçtiğimiz bahar aylarında gala yapıp, çok sevilince, Marvel ve Netflix hiç uzatmadan…
Video oyunları şu an o kadar yaygınlar ki, aslında yorgan döşek kırk senelik bir medyum olduklarını unutuyoruz bazen. Kırk sene. Dile kolay geliyor, ama bir eğlence sektörünün “sanat” olarak kabul edilip edilmediğini tartışmaya başlamak için çok kısa bir süre. Ama hafiften tarihini ve kaydını tutmaya başlamak, bunun analizini…
Hep söylerim, Disney eğer bugün de 1940’larda olduğu kadar cesur, gözüpek ve inovatif olsaydı, dünya eğlence sektörü çok bambaşka bir yerde olurdu şu an. Aynı şeyin öğütülmüş hâlini ve yeniden yapımlarını ve yeniden hayal edilmelerini ve yeniden başlamalarını izlemezdik belki, Disney bir yol açardı ve insanlar peşinden giderlerdi.…
