Yükle Gelsin!

Belli sanat dalları, belli ifade biçimleri belirli bir takım zamanlara bağlanarak birer kilometre taşına dönüşürler bazen. Toplumsal bir takım hareketler, birkaç fikir önderinin hüviyetinde şekil bulur. Şekil buldukça netleşir. Netleştiği zaman da akım hâline dönüşürler. Yıllar sonra dönüp bakar, bu kültürel kilometre taşlarını, bu önemli virajları özel adlarıyla anımsarız. 70’ler sonu…

Şimdi bir gözlerinizi kapatın. Düşünün. Bir Sony yöneticisisiniz. Dünyanın en büyük süper kahramanlarından birinin film hakkını almış, on senede beş film çıkartmışsınız. Lakin gelin görün ki sonlara doğru kalite elden kaçmış, siz de başarısızlığı itiraf edip anahtarları baba ocağıyla paylaşmayı kabul etmişsiniz. İlk ortak filminiz 7 Temmuz’da vizyona girecek.…

Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz haftalarda HBO’nun bir değil, iki değil, üç hiç değil; toplam dört Game of Thrones yan dizisi hazırlığında olduğunu ve bunların hepsinin Martin onaylı, Benioff-Weiss gözetiminde, bir anlamda Westeros “külliyatına” bağlı işler olacağını duyurmuştuk. O zamanki hislerimiz, şimdikilerle aynı: Westeros koskocaman bir evren ve binlerce yıllık bir tarihi var. HBO bırakın dört…

Malumunuz, (maşallah) Netflix Türkiye memleketteki opersasyonlarını sıkılaştırdı. Bizim de kulağımıza çarpan küçük kuşlardan duyduğumuz, yeni bir yerli dizi projesine giriştikleri, bilakis imzaları da attıkları yönünde. E biz de heyecanlanıyoruz tabii, elde mi? Narcos’u, Daredevil’ı yapan marka gelmiş Türkiye’de dizi çekecek, coşmaz mıyız? Ama insanın aklı, her ne kadar yeniye sevinse de hafiften bir…

Daha önce de muhabbetini etmiştik, yatıp kalkıp geek dünyasına çalışıyormuş gibi gözüken bazı aktörler var. Hugo Weaving mesela, muhteşem kariyerinde gidip Marvel kötüsü de oynadı, kadim Elf Lordu da, anarşist bir özgürlük savaşçısı da. Zaten gönlümüzden ikrarı The Matrix’teki Ajan Smith rolüyle kapmıştı. Yetmedi, gitti Transformers’da efsane karakter Megatron’a da ses…