Kendi sinemamızı çok ihmal ediyoruz gibi hissediyorum zaman zaman. Bütüne baktığımızda iyi işler azınlıkta kalıyor olsa da onlara karşı bu kadar umursamaz olmamızı hak etmiyorlar. Bu hafta daha…
Ülkemize “yabancı dizi izleme” mefhumunun ulusal anlamda yayıldığı 2007-2008 yıllarına dönüp bakınca, eğer sağda solda duran blog yazılarınız, notlarınız ya da forum tartışmalarınız varsa, çok şaşırıyor insan. Gerçekten.…
Eylül ayı, sizce de harika bir ay değil mi? Yazın bunaltıcı sıcakları yavaştan ortamı terk ettiği sıralar rahat bir nefes alabilmek inanın şahane bir his. Eh bir de…
The Defenders’ı herkes izledi mi? Sekiz bölümüyle, izleyen herkese farklı duygular yaşatan dizimiz şimdiden bayağı tartışılır hale geldi. Kimi hiç beğenmemiş, kimi yere göğe sığdıramıyor, kimi de ılımlı…
Temmuz ayının başında Doctor Who yeni bir dönemin başlangıcını yapmış, Jodie Whittaker’ı ilk kadın Doctor olarak duyurmuştu. Bu seçim resmen fırtınalar koparmıştı geek aleminde. Gördüğünüz gibi o fırtınalar…
Yükle Gelsin!
Bazı projelerin içinde öyle isimler geçiyor ki, konuyla hiç alakasız olsanız bile dönüp bakmak zorunda kalıyorsunuz. Mesela bu haberimizde içeriğindeki isimleri başlığa koymamış olsalardı, hayatta kafamı kaldırıp da “Neymiş bu?” diye bakmazdım. Ama haberin içinde geçen her isim ilgimi bir kat daha cezbetti, aynı şeyi size de yapayım…
Bizim bu listelerimiz, hep aynı mantık çerçevesinden ilerliyor: Bu akşam izleyecek film arayan güzide okurlarımıza “bak neler var” diyebilmek. Genelde de bir tema üzerinden ilerliyoruz ya hani? İşte bugünkü temamız, kendiliğinden belli. Muhtemelen biliyorsunuzdur, üzerimize doğru son hızda bir Spectre yaklaşmakta. Sam Mendes’in muhteşem Skyfall’dan sonra dümene geri dönüşünü temsil…
Bakın. Normalde burada bir dizi incelemesi durur. Easter egg aranır. Teori üretilir. Yorum yapılır. Bugün böyle bir yazı yazmayacağım. Bugün sadece, spoiler’sız bir vaziyette, Agents of SHIELD S03E05 üzerinden, bu diziyi izlemiyor olmanızın ne kadar büyük bir ayıp olduğundan söz edeceğim. Çünkü izlemiyorsunuz. Bunu kanıtlayacak veri var elimizde. Arrow…
Geçen yazımda da söyledim, burada da yineliyorum. Gotham, kendine çok güzel fikirler bulup diziye heyecan katabilecek karakterler yaratıyor. Ancak dediğim gibi biçim olarak ne kadar başarılıysa, işleyişte de bir o kadar her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Bir potansiyel olduğu çok ortada ama asla tam anlamıyla bu gücünü kullanamıyor.…
Niye bilmiyorum, bu algımı paylaşanlar var mı ondan da emin değilim; ama benim kafamda büyük Amerikan ödülleri sıralama olarak Oscar, Altın Küre, Emmy ve Grammy olarak listeleniyorlar. Yani bir kere, son ikisinin diğerlerinden farklı olduğunu, Grammy’nin müzik, Emmy’nin de TV konusunda en üstün otorite kabul edildiğini biliyorum. Üstelik Altın Küre’yi düzenleyen Hollywood Foreign…
Bugün Paris’te, Sony PlayStation markası için mis gibi bir konferans düzenleyip, üzerimize balyayla bilgi attı. Çikolatalı süt över gibi övdüğümüz Until Dawn’a, PlayStation VR için bir devam oyunu geleceği açıklandı mesela, yine PSVR için torbayla oyun anlatıldı, yıllardır delicesine bir merakla beklediğimiz No Man’s Sky için en sonunda bir çıkış tarihi verildi…
Korsanlık bazen lazım. Gerçekten. Muhtemelen 19. yüzyılda Karayipler de terör estiren bu kaptanların namı bize çok yanlış geldi, ama geldiği hâliyle söyleyebiliriz ki korsanlık bazen insana lazım bir şey. İnsanın cidden bazı bazı göz bandını takıp, bir geminin dümenine geçip, suratına açık denizlerin rüzgarı vuruyormuş gibi hissetmek istiyor.…
Biri yerme biri övgüyle dolu iki yazının ardından içimde şimdiye kadar söylemediğim şeyleri döktüm ve nihayet bölümden şaşmamaya niyetli bir inceleme yazısının başına oturdum. Tabii söz veremem; konu Doctor Who olduğunda konuşa konuşa bitmeyecek gezegenler, sistemler, paralel evrenler olduğundan her an her şey olabilir. Bölümümüz Clara’sızdı. Companion eşliğinde…
Üstümüze dev bir hype treni sürülüyor Geekyaparlar. 2016 senesinin kudretinden bahsetmeye artık gerek yoksa da ben yine altını çizip görgüsüzlük yapayım. Seneye tonlarca çizgi roman uyarlaması film bizi bekliyor. Üstelik biri bile hafife alınacak gibi değil. Çıkacak her film için ayrı heyecan beslemem bir yandan beni korkutmuyor değil geekdaşlar.…
Gelin gelin çocuklar size bir hikaye anlatayım. 80’lerin sonu. Sam Raimi korku filmleri janrasına Evil Dead gibi ilginç ilginç işlerle hizmet veriyor, yavaş yavaş kendine bir isim yapıyor. Katıksız bir çizgi roman hayranı olan yönetmenimizin kafasında o dönemlerin popüler çizgi romanlarından Batman’e film çekmek var ama Universal film haklarını…
