Yükle Gelsin!

Silmarillion Antolojisi’nde bugüne kadar hep evrenin içindeki olayları anlatıp araya biraz da Tolkien’in mektuplarından veya The History of Middle Earth adındaki on iki ciltlik seriden bilgiler sıkıştırmıştım. İşte, kitabın ilk taslağında böyleymiş, şunu şöyle tasvir etmiş, aslında böyle olacakmış ama değiştirmiş gibi küçük anekdotlar vermekten aşırı keyif aldığımı…

Animasyon filmlerini; hayatımıza güzellik katan, dünyanın adı konulmamış sekizinci sanat dalı görüyorum ben. Bu noktada yedinci sanat dalının sinema olduğunu varsayıyorum. Özellikle son yüzyılda karşımıza çıkan birçok sanat akımından emin değilim ama animasyon yapımlarının, diğer tüm sanat dalları kadar değerli olduğunu biliyorum. Yoksa Spider Man: Into The Spiderverse…

Kendimizi, yaşadıklarımızı ifade etmek için kelimelere sığınıyoruz. Onları uç uca bağlayarak içine kurulduğumuz dünyayı çevrelemeye çalışıyoruz. Oysa her ne kadar kelimelerin hâlâ en havalı icadımız olduğunu düşünsem de kabul edelim, her şey kelimelerin çapıyla ölçülmüyor. Örneğin o çok sevdiğimiz şarkının göğsümüze düşürdüğü yangını, kelimelerin büyüsüyle aktarabiliriz çevremize. Ancak…

Video oyunları ile aranız nasıl? Eğer düzenli bir ilişkiniz varsa bilirsiniz ki oyunların ilk aşamada size sorduğu çok klasik bir soru vardır: Hangi zorlukta oynayacaksın? Bu soruya da üç yaygın cevap vardır, hikâye isteyip mücadele istemeyenler kolayı, hikâye ve mücadele arasındaki dengeyi sevenler normali, mücadelenin daha da yoğun…

Konsol oyuncusu olmanın, her geçen yıl çıkan ve (maalesef ki) fiyatı devamlı artan bilgisayar parçalarını sürekli güncellemekten daha rahat olacağı gibi bir düşünceye kapılmıştım konsolumu alırken. Bunun tamamıyla bir yanılgı olduğunu söylemiyorum, bence bilgisayarın da konsolun da kendine göre eksileri ve artıları mevcut. Sadece kendi tecrübemle konuşacak olursam…