Yükle Gelsin!

Atari salonları video oyun dünyasının en büyük hükümdarıyken, hepimizin birbirine sorduğu bazı sorular vardı. Oyunların hemen hemen hepsi birilerinin birini dövmesi üzerine olduğu; yurtdışında birisinin birisini dövmesi üzerine olmayan oyunlar da nedense memlekete girizgah yapmadığı için genelde oynanan oyunlar vurdulu kırdılıydı; hepsi de aklımıza aynı soruyu getiriyordu. Hagar mı…

Bazı şeyler ilk karşınıza çıktığı an, etrafındaki etkilerinin büyüklükleri ve etkiledikleri kişilerin hüviyetleri sebebiyle kıymetini bilemezsiniz bazen. Hiç başınıza geldi mi? Bu farklı şekillerde gösterebilir kendini. Bir şeyi çok popüler olduğu için sevmemek gibi mesela. Seven kişilere bakıp aynı grupta olmak istememek gibi mesela. Veyahut da, çok basit bir şekilde, tek seslilikten…

Pokémon’un bu yaz yıllardan sonra üzerimize tekrar bir salgın olarak çökmesiyle; bir noktada, bir şekilde Hollywood’un konuya kendisini müdahil edeceği kesinleşmişti aslında. Mesele sadece ne zaman, kimin ellerinde ve nasıl olacağı ile ilgiliydi. Yaz sonlarına doğru, işin “kim” tarafı stüdyo tarafında netleşmiş, Legendary Pictures Pokémon’u tekrar sinemaya taşımak…

Cars filmi ilk çıktığında ben henüz animasyon filmlere ilgimin taze olduğu bir yaştaydım. Arabalara çok ilgisi olmayan bir çocuk olmama rağmen 2006’da çıkan Cars filmi bir şekilde kalbimi kazanmıştı. Bunun sebebi her yaşta insana kibir ve özgüven arasındaki farkı çok tatlı bir macerayla anlatabiliyor olması da olabilir, türüne rağmen…