Yükle Gelsin!

Öncelikle bir şeyi aradan çıkartalım; The Imitation Game ile uzaktan yakından ilgileniyorsanız muhtemelen bunun sebebi Benedict Cumberbatch. Önce Sherlock, sonra Star Trek Into Darkness, sonra da The Hobbit: Desolation of Smaug ile birlikte bir anda süper yıldızlığa uzanan Cumberbatch çok sevilen, popüler bir aktör. Üstelik yetenekli de. Onun…

Eğer bilim kurgu seviyorsanız, ya da sürükleyici, “Aman Yarabbim bismillah, olabilir mi böyle bir şey gerçekten?” dedirten hikayelere hastaysanız, kalbinizin en ücra köşelerinde uyanmış ve kükreyen; ya da hevesle uyandırılmayı bekleyen bir X-Files hayranlığı yatıyor. 1993 ve 2002 yılları arasında Amerika’da Fox kanalında yayınlanan ve başrolünde David Duchovny…

Underrated henüz Türkçe’ye çevrilmemiş, çevrilmesi de pek muhtemel görünmeyen, “bir şeyin olduğundan daha az değer görmesi veya değer görmesi gerekirken değer görmemesi” anlamlarına gelen güzide bir kelimemiz. The Wire ise 2002-2008 yılları arasında ABD’nin HBO kanalında yayınlanmış bir dizi. The Wire’ın underrated olma durumu ise bugün Breaking Bad’ler,…

House MD biteli aşağı yukarı bir iki buçuk sene oluyor artık. Hugh Laurie’nin başrolünde oynadığı dizi, 2012’nin Mayıs’ında Sherlock Holmes’e bolca gönderme yapan finaliyle perdeyi kapattı. Ne hikmetse, o günden beri pek de anıldığını duymuyorum sağda solda. Ara ara birkaç House alıntısına denk gelmek haricinde çok zamanında kalmış…

Daha önce de söylemiştim, Carol Danvers; yani nam-ı diğer Captain Marvel benim en sevdiğim süper kahraman. Evet, yüce Batman bile ikinci sırada oturuyor benim zihnimde. Bunun farklı farklı sebepleri var, ama en önemlilerinden biri Danvers’ın kendi karakteri. Aynı Batman gibi, Danvers’ın sivil şahsı süper kahraman personasından çok daha…