Deadpool’un ne kadar sıra dışı bir karakter olduğunu anlatmaya gerek yok çünkü önceden duymayan vardıysa bile geçen yılki filmin ardından karakterin absürt şanını duymayan insan evladı kalmadı. O…
Hazır olun, size az sonra, parça parça, The Night Manager’ın ikinci bölümünü izlerken ne kadar muazzam bir keyif aldığımı; nasıl harikulade lezzetler tattığımı anlatacağım. Yanlış olmasın, henüz The Blacklist gibi “insaniyet…
Şarkı listelerini seviyoruz. Sizlere şarkı listesi yapıp paylaşmayı da çok seviyoruz. Bunlardan daha çok sevdiğimiz ne var biliyor musunuz? Retro oyun şarkıları. Öyle yeni, orkestral aranjmanları falan da…
Eğer bu dedikodu Reddit’in köşelerinden ya da Bleeding Cool gibi sektöre entegre olmamış medya merkezlerinden gelse, muhtemelen güler geçer; buralara taşımayı düşünmezdim bile. Ancak kaynağımız uzun zamandır Hollywood’da faaliyet gösteren Collider.…
Küçük bir hatırlatma: 2017 dahilinde ilk sezonunu başarıyla geçiren American Gods’dan kısa bir süre önce şer bir haber gelmiş, dizinin patronları Michael Green ve Bryan Fuller’ın bir takım anlaşmazlıklardan dolayı projeyi terk…
Nintendo geçtiğimiz günlerde yeni konsolu Switch’in en çok indirilen oyunlarının listesini, belirleyici rakamlarla güncelledi. Bu liste dükkandan alınan, kutulu oyunları kapsamadığı için ortaya çok başka bir tablo çıkartıyordu elbette ve…
Yükle Gelsin!
Duncan Jones’u tanıyor musunuz? Elbette şu an ismini biliyorsunuz, çünkü kendisi bu yazın en büyük ve en ilgi çekici filmlerinden biri olan Warcraft’a imza attı. Ama tanıyor musunuz? Pek çoğunuz için Duncan Jones muhtemelen iki bilgiden oluşuyor: Warcraft’ı çeken adam ve David Bowie’nin oğlu olan adam. Halbuki Jones’un…
2016’nın açık ara en merakla beklenen oyunlarından biri No Man’s Sky, bunun da tek bir sebebi var: Ona benzeyen bir Allah’ın oyunu daha yok. Hello Games’in çok garip ve kıytırık iki oyundan sonra duyurduğu No Man’s Sky, hem onları oyun dünyasının ilgi çeken çocukları yaptı; hem de ortaya…
E-spor dediğimiz şeyin ne kadar büyük olduğuyla ilgili artık konuşmaya pek gerek yok diye düşünüyorum bazen. Diyorum ki kendi kendime: Yahu, bu meretin milyon dolarlık turnuvaları oluyor. Ligleri sezon içinde rekorlar kırıyor. Finali Türkiye’de bile Ülker Sports Arena’da yapılıyor, kapalı gişe satıyor. Herhalde artık ne kadar büyük olduğunu…
Zamanında oynamaya doyamadığımız o güzelim, naçizane oyunların zaman geçtikçe bir şekilde beyaz ekrana uyarlanmasına çoğumuz alışmıştı herhalde, öyle değil mi? Yani oldukça eski bir mazisi olan Tomb Raider’dan tutun, Prince of Persia’ya ve hatta daha bu sene çıkmış olan Warcraft’a kadar birçok oyunun filmi oldu şu ana kadar…
Harika performanslar ve eğlenceli senaryo örgüsüyle ancak iki sezon ilerleyebilen Agent Carter, ABC tarafından iptal edilmişti hatırlarsanız. Üçüncü bir sezonunun gelmeyeceğini bildiğimiz dizinin hayranları, sırf Hayley Atwell’i bir daha Peggy olarak görebilmek adına ne kampanyalar başlattılar, ne tepkiler gösterdiler bir bilseniz… Tabii hepsi boş yere yapılmış oldu, zira…
Marvel’ın Netflix’le olan anlaşması gayet çiçek bir anlaşma. Bugüne kadar da büyük oranda çiçek işler sundu. Daredevil’ın iki sezonu ve Jessica Jones’la karşılaştık henüz ve Jessica Jones’un kusurları bolca vardı -hatta bana sorarsanız düpedüz kötüydü- ancak genel olarak tatmin oldu herkes. Merakla bir sonraki gelecek işleri bekliyoruz nefesimizi…
Gilmore Girls, ülkemizde de cnbc-e tarafından yayınlandığından, muhtemelen pek çoğunuzun aşina olduğu bir dizi; ama yine de, bilmeyen varsa hatırlatalım. 16 yaşında anne olmuş Lorelei Gilmore ve onun tek başına büyüttüğü 16 yaşındaki kızı Rory Gilmore’un hikayesini anlatan bir diziydi kendisi. Dizi bu ikili etrafında şekilleniyor, ama aynı zamanda ikilinin yaşadığı…
Hâlâ bu çeşit kaygılara sahip olan var mı bilmiyorum, ama bir aralar Hollywood’da ne zaman biri bir süper kahraman rolünü, ya da meşhur blockbuster bir rolü geri çevirse; verdiği sebep aynı olurdu: tek bir role sıkışıp kalmak istemiyorum. Artık bu gerçek bir risk değil zannediyorum ki. İnsanlar aktörleri…
Geekyapar’ı bir süredir takip ediyorsanız, dönüp dolaşıp üzerinde durduğumuz bir kelime olduğunu fark etmişsinizdir muhtemelen: Çeşitlilik. Bu bazen bir Amerikan problemi gibi geliyor, ama değil esasen. Eğlence sektörünün giderek küreselleştiği ve kültürlerarası iletişimi de domine ettiği bir çağda; ekranda/sayfada gözüken şeyin toplumun tüm kanatlarını temsil ediyor oluşu gittikçe…
Şimdi burada küçük bir riyakarlıktan söz etmek istiyorum müsaadenizle. Geçtiğimiz gün çıktık Can Sungur’la oturduk, Suicide Squad’ın ismini de vererek ‘çok bilgi vermeyin ya bize, istemiyoruz kardeşim, yeter’ dedik. Bunu baya kameraya doğru yüzümüzü dönerek dedik. Göğsümüzü gere gere dedik. Sonra? Geldim ben burada size az sonra, internetin…
