Spawn (1997)

spawn_625

Image Comics’in aynı adlı çizgi romanından uyarlanan filmimizin kahramanını efsane isim Todd MacFarlane yaratmış. Kendisi Spider-Man’e yaptığı şahane çizimlerle, özellilke de Venom üzerindeki işleriyle meşhur olup sonradan Image’ı kurmuştu, Spawn karakterinde de bu etkileri görmek mevcut. Al Simmons CIA’de süper bir ajandır ama artık evinin erkeği olmaya karar verir ve görevden ayrılmak ister. Martin Sheen’in oynadığı patronu Jason Wynn “Gitmeden bir jübile görevi yap.” der, Simmons kabul eder, meğerse bu bir tuzaktır ve kendisi bir patlama sırasında yanarak can verir.

Karısına dönmeyi çok isteyen Al şeytanla bir anlaşma yapar ve kendisini 5 yıl sonrasında bulur. Ama vücudu tümüyle yanık dolu olduğu gibi aynı zamanda çeşitli kesici aletlere, kalkanlara falan dönüşebilen bir parazitle birleşmiştir. Tabii ki intikam almaya karar verir ama işler aslında o kadar kolay değildir. Filmin efektleri günümüzün teknolojisine göre epey geride kalmış olsa da, bir süper kahraman filminin ideal örneği konumunu yitirmiş değil. İlginç bir kötü karakter (John Leguizamo tarafından canlandırılan Violator), intikam hikayesi, süper güçler, aşk, hepsi burada mevcut. Bir süper kahraman filminde ilk kez ana kahramanın Afrikan-Amerikan biri tarafından (Michael Jai White) oynanmasıyla tarihe de geçmiş durumda. MacFarlane bir reboot olacağını söylese de, ortada henüz ciddi bir haber yok.

 

Hellboy Filmleri (2004-2008)

hellboy_pic_625

Dark Horse’un efsane çizgi romanlarından uyarlanan Hellboy öncelikle kadrosuyla öne çıkıyor. Ron Perlman, Selma Blair, John Hurt, Jeffrey Tambor, Karel Roden ve Abe Sapiens rolüyle harikalar yaratan Doug Jones. Yönetmenin de Guillermo del Toro olduğunu belirtelim hemen.  B.P.R.D. görevi doğaüstü olayları çözmek, varsa iblis, şeytan falan gibi kötücül yaratıkları yok etmek olan bir hükümet teşkilatı. Hellboy’da ismi üstünde olduğu gibi cehennemden gelmiş, insanüstü güce sahip, yaraları görece çabuk iyileşen ama aksi karakterli bir zat-ı muhterem. Konunun çok detayına girip tadınızı kaçırmak istemiyorum ama olay Nazilere, şeytanlara falan bağlanıyor. Kesinlikle hem görsellik olarak, hem de senaryo olarak tam bir şölen. Her ne kadar ikinci filmde Pan’ın Labirenti etkisi biraz ağır basmış gibi görülse de, her iki film de kesinlikle izlenmesi gereken işlerden.

 

Constantine (2005)

constantine_625

Listede ayrı bir yere koyduğum ikinci film Constantine. Hatta sırf bu film yazıda olsun diye kurallarda esneme yaptım, DC altında olsa da Vertigo markası diye kendimi kandırdım. Şimdi bu film kendimle çelişmeme sebep oluyor, çünkü normalde özüne olabildiğine sadık adaptasyonları savunurum ama Constantine öyle değil. Ama kaynak materyalin temasını filme o kadar güzel yedirmişler ki, bence özünden çok daha iyi bir dünya yaratmayı başarmışlar. Keanu hep tek tip, donuk, mesafeli bir oyuncu olması sebebiyle eleştirilir ama burada role inanılmaz oturmuş.

Sadece Keanu değil bütün oyuncular, canlandırdıkları karakterleri birkaç basamak yukarı taşımışlar. Kadro zaten süper ama ortaya koydukları performans da isimlerine gerçekten yakışır olmuş. Filmin yarattığı aramızdaki şeytanlar atmosferi ve bunu bağladıkları ilahi düzen, kullandıkları dinsel temalar, hem ilgi çekici hem de farklı hikayeler yaratmaya çok elverişli. Nasıl olur da bir devam filmi çekilmez anlam veremiyorum. Dizisi yakın zamanda incelendiği için detaylı hikaye anlatımına falan girmedim. Ama eğer bu filmi izlemezseniz kaçıracağınız çok şey olduğundan emin olabilirsiniz. Nerede filmdeki Papa Midnight, nerede dizideki Papa Midnight?

Peki, bu yazıdan ne öğrendik? Birincisi liste hazırlamak ve yazmak göründüğü kadar kolay bir şey değilmiş, ömrümden ömür gitti. İkincisi çizgi roman dünyası sadece Marvel ve DC’den ibaret değil. Farklı yayıncıların da filme çekilmesinde fayda olan nice eser bulunmakta. Listede yer almayan ama yukarıdaki kriterleri sağlayan ve sizin hayatınızda yer etmiş filmler varsa onları da yorumlarda paylaşın, hem de izleme listelerine ekleyelim!

1 2
Yazar

A Man Who Walks Alone... @tutkutuzlu

8 Yorum

  1. Güzel liste olmuş gerçekten. Spawn’ı ve Crow’u görmek biraz duygulandırmadı değil. 😀

    Ayrıca Hellboy’un ikinci filmi bence daha bile güzeldir ya. Pan’ın Labirenti iyi filmdi, ondan etkilenmesi kötü bişiy olmamalı. Hellboy evrenini (ilk filme nazaran) çok daha detaylıca ve etraflıca görmemizi sağladı ikinci film. Hem de süper karizmatik bir baş kötü karakter vardı (biri Drizzt mi dedi?). Yazıyı okuyup da “Amaan.” demesinler.

    • Zevk meselesi tabi. İkinci filme ve elbetteki Pan’ın Labirenti’ne (haşa 🙂 ) kötü demiyorum, diyemem. Ben ilk filmin karanlık atmosferini daha çok beğenmiştim, tek olay o. Yoksa ikisi de süper filmler elbette.

    • Ah be, hiç aklıma gelmedi. Çizgi romandan çeviri olanlara odaklandığım için gözden kaçırmışım. Süper filmdi hakikaten.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.