Caliban ile aktör Stephen Merchant’ın yardımıyla çok ilgi çekici ve sempatik bir portre çizildiğini de kısaca belirterek filmde teslim edilmesi gereken bütün hakları teslim edelim ve filme adını veren adama, Logan’a gelelim.

Filmde izlediğimiz Logan’ın, Old Man Logan’dan büyük ölçüde esinlendiğini biliyoruz. Ben bu esinlenmenin sonucu hakkında biraz iddialı bir laf etmek istiyorum: Bence filmdeki ihtiyar Logan, çizgi romandakinden daha derin bir persona olmuş. Eski dostunun sorumluluğunu yüklenen ve kendi sorumluluklarından kaçan bıkkın ihtiyar bir gazi portresi filmde muhteşem çizilmiş. Bunu filmin hemen ilk anlarında, Logan’ın arabasına bulaşan çeteyi dağıttıktan sonra Charles’a ilaç götürdüğü sahnede fark ediyoruz. Sonrasında ise her tetik sesinde veya kendine atılan her lafta Logan’ın suratının ekşimesi ile bu portre pekişiyor. Tabii bıkkınlık ve ihtiyarlık Logan’a huysuzluk ve kabalık da getiriyor ki bu gerçekçiliğe büyük katkı sağlıyor. Örneğin filmi izlerken fark ettim ki, Charles ve Logan’ın karşılıklı küfürleşerek tartıştığı sahneler olmasa filmin hem gerçekçiliği, hem çizilen dost ilişkisi hem de Logan karakteri biraz eksik kalırdı.

Laura ve Charles’tan bahsettiğimiz anlarda aslında Logan hakkında söylenecek birçok şeyi söyledik o yüzden fazla uzatmadan hepinizin konuşmak istediği ama en başından konuşmak durumunda kalmak istemediği meseleye geliyorum: Logan’ın -namı diğer Wolverine’in ölümü. Kabul edelim bunu tahmin ediyorduk hatta istiyorduk bile. Çünkü Logan adlı bir film çekiliyorsa ve Wolverine’in yaşlılığını konu alıyorsa bu film bir veda olmalıydı. Sadece Logan’a da değil, 17 yıldır bu karakteri canlandırarak artık onunla özdeşleşmiş Hugh Jackman’a da oynadığı rolde hakkaniyetli bir veda edebilmeliydik. Ziyadesiyle edebildik de. Logan zaten film boyu her biri birer argolu veda hutbesi sayılabilecek sözler sarf ediyordu: Sorumlulukların ve şiddetin çökerttiği bir adam artık ölümü arzuluyordu ve ölüm aynı Charles’ta olduğu gibi tam hayatta tutunabilecek bir şeye sahip olduğunda kapısını çaldı. Ölümü getirenin ona güç veren Adamantium iskeleti olması ve son darbeyi vuranın kendisinin gençliğini temsil eden X-24 olması göründüğünden büyük bir şeyi ifade ediyordu: Dışarıdan kahramanlara baktığımızda hiçbir şeyin yıldıramadığı üstün insanları görüyoruz, bilakis kolay kolay yıldıramıyor da. Fakat sonunda onları yıldıran yaşanmışlıkların ağırlığı ve vicdanlarıyla yaptıkları iç çekişmeler oluyor.

Ve Hugh Jackman… 17 yıldır Wolverine’imiz olan adam; bıkkın bir şoförü, vefakar bir dostu, yorgun bir gaziyi, pişman bir ihtiyarı yani Logan’ı tüm oyunculuk yeteneğini ortaya koyarak oynuyor. Nihayetinde mezarı başında duran haç bir X-Men çarpısına çevrildiğinde ıslanan yanaklar ya da tutulan nefesler hiç de tesadüf olmuyor.

logan-trailer-screen2

Bu kadar övdüğüm filmin hiç mi eksik yanı olmadığını merak etmiş olabilirsiniz, elbette bazı eksikler yok değildi. Örneğin filmin bir noktadan sonra çok tahmin edilebilir olduğunu söylemek gerek ama bu bile benim için çok büyük bir eksik değildi. Çünkü film bittiğinde hissettiğim dinlemekten bıkmadığım trajik bir anıyı tekrar dinlemiş gibi olmaktı.

 

1 2
Yazar

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.